# Diyetisyen Esma Kılıç | esmakilic.com ## Posts - [Endometriozis ve Beslenme: Bilimsel Gerçekler ve Öneriler](https://esmakilic.com/2025/08/03/endometriozis-cikolata-kisti-hastaligi-ve-beslenme-bilimsel-gercekler-ve-oneriler/): Endometriozis, rahmin içini kaplayan dokunun (endometrium) rahim dışında büyümesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. En sık yumurtalıklarda, fallop tüplerinde ve pelvik bölgede görülse de nadiren akciğer, karaciğer veya sinir sistemi gibi uzak organlara da yayılabilir. Her 10 kadından 1’ini etkileyen bu hastalık, genellikle 25-40 yaş arası kadınlarda ortaya çıkar. Rahim dışında büyüyen bu dokular da adet döngüsünde hormonlara yanıt verir; her ay kalınlaşır ve dökülmeye çalışır. Ancak vücuttan atılamadıkları için birikirler. Bu durum iltihaplanmaya, çevrede yara dokusu ve yapışıklıkların oluşmasına neden olur. Sonuçta şiddetli adet sancıları, kronik pelvik ağrı, kısırlık (infertilite) ve yaşam kalitesinde önemli düşüş gibi sorunlar görülebilir. En Yaygın Belirtileri● Kronik pelvik ağrı● Şiddetli adet sancıları● Cinsel ilişki sırasında ağrı● Yoğun veya düzensiz adet kanaması● KısırlıkBazı kadınlarda ise yalnızca kısırlık şikayeti olabilir ve hastalık başka belirti vermeyebilir. Ağrılı idrar, kabızlık, adetle artan bağırsak problemleri de diğer semptomlar arasında yer alır. Endometriozis TürleriEndometriozis, histolojik olarak üç tipe ayrılır:● SUP (Yüzeysel peritoneal endometriozis): En yaygın tiptir, pelvik zar yüzeyinde sığ lezyonlarla seyreder.● DIE (Derin infiltratif endometriozis): Doku içine >5 mm derinliğe sızar, sinirleri etkileyebilir, şiddetli ağrıya neden olabilir.● OMA (Endometrioma): Yumurtalık içinde “çikolata kisti” adı verilen kanla dolu kistlerdir ve olguların %44’üne kadarında görülür. Neden Oluşur?Kesin nedeni bilinmemekle birlikte genetik yatkınlık, hormonal dengesizlikler ve bağışıklık sistemi sorunlarının hastalığın gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. Risk FaktörleriEndometriozis tanısı ile ilişkili olduğu bilinen risk faktörleri arasında erken menarş (≤12 yıl), daha kısa döngü uzunluğu (≤26 gün), yoğun kanama (yaşam kalitesini etkileyen aşırı kanama), zayıflık, hiç doğum yapmamış olmak ve endometriozisli birinci derece akrabanın varlığı yer almaktadır. Endometriozisin GelişimiEndometriozisin kesin nedeni henüz tam olarak bilinmemekle birlikte, hastalığın gelişimini açıklamaya yönelik çeşitli teoriler öne sürülmüştür. En yaygın kabul gören görüş, adet kanının fallop tüpleri aracılığıyla karın boşluğuna doğru geriye akması (retrograd menstrüasyon) ve bu sırada taşınan rahim içi hücrelerin karın içinde tutunarak çoğalmasıdır. Bir diğer teori ise, karın zarını döşeyen hücrelerin zamanla endometrial benzeri hücrelere dönüşmesi (koelomik metaplazi) yönündedir. Bu süreçlere inflamasyon belirteçleri, bağışıklık sistemi yanıtları ve hormonlar da eşlik eder. Ayrıca genetik ve epigenetik yatkınlık, bağışıklık sisteminin zayıf kontrolü, pelvik mikrobiyom dengesi ve çevresel toksinlere (örneğin dioksin, radyasyon) maruz kalma gibi faktörlerin de hastalığın oluşumunda rol oynayabileceği düşünülmektedir. Tüm bu nedenlerle endometriozis, yalnızca tek bir tabloyla değil; yüzeysel, kistik veya derin formlarla seyreden, çok yönlü ve karmaşık bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Endometrioziste Beslenme Önerileri: Bilimsel Gerçekler, Pratik ÖnerilerEndometriozis, yalnızca üreme sistemini etkileyen jinekolojik bir hastalık değil; aynı zamanda kronik inflamasyon, hormonal düzensizlikler, bağışıklık sistemi disregülasyonu ve bağırsak mikrobiyotasında değişikliklerle karakterize, sistemik bir rahatsızlıktır. Bu kompleks patofizyolojide, beslenmenin rolü son yıllarda giderek daha fazla araştırma konusu olmakta ve terapötik potansiyeli gün yüzüne çıkmaktadır. Diyet, Hastalığın Temel Mekanizmalarına Müdahale Edebilir mi? Endometriozisin temelinde üç ana biyolojik süreç yer alır: Tüm bu mekanizmalar beslenme ile doğrudan ilişkili olup, anti-inflamatuar ve hormon modülatörü potansiyeli olan bir diyet yaklaşımı bu süreçlere müdahale edebilir. Özellikle mikrobiyotayı hedef alan prebiyotik ve probiyotik etkili besinlerin endometrioziste umut vadeden destekleyici bir yaklaşım sunduğu bildirilmektedir. Yağ Asitlerinin Kalitesi: Miktardan Öteye Geçen Bir Değişken Çalışmalar, yüksek doymuş ve trans yağ tüketiminin endometriozis riskini artırabileceğini, buna karşın omega‐3 yağ asitlerinin (özellikle EPA ve DHA) anti-inflamatuar etkileriyle semptomları azaltabileceğini göstermektedir. ● Omega‐3’ler, prostaglandin E2 sentezini inhibe ederek inflamasyonu baskılar.● Omega‐6/omega‐3 oranının dengelenmesi, özellikle ağrı yönetiminde önemlidir. Yağlı balıklar ve balık yağları, özellikle omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Bu bileşikler, inflamasyon baskılayıcı özellikleriyle öne çıkar. Omega-3 alımının endometriozis odaklarının boyutunu ve ağrıyı azaltabileceğine dair bulgular mevcuttur. Bitkisel Beslenme ve Fitobesinlerin Gücü Bitkisel ağırlıklı beslenme modelleri, düşük yağ içeriği ve yüksek diyet lifi sayesinde hem östrojen metabolizmasını hem de inflamatuar yanıtı modüleedebilir. Bitki bazlı diyetler; lif, vitamin, mineral ve fitokimyasallar açısından zengindir. ● Yüksek lif alımı, östrojenin enterohepatik dolaşımını azaltarak hormonal yükü düşürür.● Fitokimyasallar, (örneğin flavonoidler, karotenoidler) antioksidan ve östrojen modülatör etkilere sahiptir● Vegan bireylerde SHBG (Sex Hormone Binding Globulin) düzeylerinde artış, serbest östrojenin azalmasıyla ilişkilidir. Deniz Yosunları Bladderwrack (Fucus vesiculosus) gibi bazı kahverengi yosun türleri, östrojen benzeri bileşenleri bağlayarak dolaşımdaki aktif östrojen düzeyini düşürebilir. Hayvan ve in vitro çalışmalarda hormon regülasyonu sağladığı gözlenmiştir, ancak insan verisi sınırlıdır ve dikkatli kullanılmalıdır. D Vitamini ve Antioksidan Desteği ● D vitamini, bağışıklık sistemini modüle eder ve inflamasyonla ilişkili sitokinleri baskılayabilir (örneğin IL-6, TNF‐α).● C ve E vitaminleri, oksidatif stresi azaltarak hücresel hasarı sınırlar.● Endometriozisli bireylerde sıklıkla bu mikronutrientlerin düzeyleri düşüktür;takviye gereksinimi bireysel analizle belirlenmelidir. Sebzeler, Meyveler ve Polifenoller Sebze ve meyveler, içeriklerindeki biyoaktif bileşenler, özellikle de polifenoller sayesinde, anti-inflamatuar ve antioksidan etkiler göstererek endometriozisin patofizyolojisine olumlu katkılar sağlayabilir. Polifenoller; kanser önleyici, damar koruyucu ve bağışıklık sistemi üzerinde düzenleyici etkilere sahiptir. Bitkisel östrojenler olarak bilinen fitoöstrojenler ise östrojene yapısal benzerlik göstererek hormonal denge üzerinde düzenleyici rol oynayabilir. Flavonoidler, lignanlar ve stilbenler başlıca fitoöstrojen sınıfları arasında yer alır. Özellikle soya, çay, sebzeler ve yağlı tohumlar, bu bileşikler açısından zengindir. Polifenoller, özellikle soya izoflavonları (genistein, daidzein), zeytinyağında bulunan oleuropein ve üzümdeki resveratrol, hem anti-inflamatuar hem de östrojenik denge sağlayıcı etkilere sahiptir. Polifenoller arasında en iyi araştırılmış bileşiklerden biri olan resveratrol, başta siyah üzüm ve kuruyemişler olmak üzere birçok bitkisel kaynakta bulunur. Yapılan deneysel çalışmalar, resveratrolün hücre çoğalmasını baskılayıcı, iltihap önleyici ve anjiyogenez inhibitörü etkiler gösterdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, hücresel apoptozu (programlanmış hücre ölümü) artırarak endometriotik dokunun büyümesini sınırlandırabilir. C vitamini güçlü bir antioksidandır ve serbest radikal oluşumunu azaltarak oksidatif stresle mücadelede önemli rol oynar. İnsanlar tarafından sentezlenemediği için dışarıdan alınması gerekir. Yapılan çalışmalar, C vitamini takviyesinin endometriozisli bireylerde oksidatif stres belirteçlerini düşürdüğünü ve bazı vakalarda doğurganlık parametrelerini iyileştirebileceğini göstermektedir. Baharatlar ve Tıbbi Bitkiler Bazı baharatlar ve bitkisel ürünler, özellikle fenolik bileşikler ve flavonoidler açısından zengindir. Zerdeçal, nane, kekik, biberiye, zencefil ve tarçın gibi bitkiler anti-inflamatuar etkileriyle dikkat çeker. Özellikle zerdeçalda bulunan kurkumin, sitokin düzeylerini düşürerek iltihap sürecini baskılar ve östrojen metabolizmasını düzenler. Kurkuminin biyoyararlanımı karabiber ile birlikte tüketildiğinde anlamlı derecede artmaktadır. Ayrıca bazı bitkisel kombinasyonların (kuersetin, kurkumin ve N-asetilsistein içeren) ağrıyı azalttığı ve NSAİİ kullanımını düşürdüğü gözlemlenmiştir. Çay ve Kahve Tüketimi Beyaz ve yeşil çay, yüksek düzeyde kateşin ve diğer antioksidan bileşikler içerir. Kafein alımının endometriozis gelişimiyle olan ilişkisi net olmamakla birlikte, aşırı tüketimin risk oluşturabileceği düşünülmektedir. Kahvede bulunan kafeik asit, antioksidan etkileri sayesinde endometriozisle ilişkili inflamatuar süreçleri hafifletebilir. ● Yeşil çay, epigallokateşin […] - [D Vitamini Dosyası](https://esmakilic.com/2025/06/29/d-vitamini-dosyasi/): D vitamini, geleneksel olarak kalsiyum ve fosfor metabolizmasındaki rolüyle bilinse de, günümüzde bağışıklık sisteminden nöromüsküler fonksiyonlara kadar birçok alanda etkili olan çok yönlü bir molekül olarak değerlendirilmektedir. Biyokimyasal yapısı ve metabolizması nedeniyle bir vitamin olmanın ötesinde, prohormon niteliği taşır. Vücutta iki ana formda bulunur: D2 (ergokalsiferol) ve D3 (kolekalsiferol). D3 formu, ciltteki 7-dehidrokolesterolün UVB ışınlarıyla etkileşimi sonucu sentezlenir. Bu sentez; coğrafi konum, mevsim, cilt rengi, yaş ve yaşam tarzı gibi birçok faktörden etkilenir. Yetersiz güneş maruziyeti, özellikle kış aylarında ve yüksek enlemlerde D vitamini düzeylerini olumsuz etkileyebilir. Besin yoluyla alınan D vitamini genellikle D3 formundadır. Yağlı balıklar, yumurta sarısı ve güneş görmüş mantarlarbaşlıca kaynaklar arasındadır. Ayrıca birçok ülkede gıda zenginleştirme politikalarıyla D vitamini takviyesi yaygınlaştırılmıştır. Dolaşıma katılan D vitamini, önce karaciğerde 25-hidroksivitamin D (25(OH)D), ardından böbreklerde 1,25-dihidroksivitamin D (1,25(OH)₂D; kalsitriol) formuna dönüştürülür. Kalsitriol, hücre içi D vitamini reseptörlerine bağlanarak gen ekspresyonunu düzenler ve fizyolojik etkilerini gösterir. D vitamininin klasik görevi kalsiyum-fosfor emilimini artırmak ve kemik mineralizasyonunu desteklemektir. Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, immünmodülatör etkileri sayesinde enfeksiyonlara ve otoimmün hastalıklara karşı koruyucu rol üstlendiğini ortaya koymuştur. Modern yaşam tarzı, güneşten kaçınma eğilimleri ve beslenme yetersizlikleri nedeniyle D vitamini eksikliği küresel düzeyde artış göstermektedir. Bu nedenle güneş maruziyeti, dengeli beslenme ve gerektiğinde takviye kullanımı, halk sağlığı açısından giderek daha önemli hale gelmektedir. Klinik Biyobelirteç Olarak D Vitamini D Vitamini: Fizyolojik Fonksiyonları ve Klinik Önemi Kemik Metabolizması:D vitamini, kalsiyum ve fosfor emilimini artırarak kemik mineralizasyonunu destekler. Paratiroid hormonuyla birlikte çalışarak kemiklerdeki kalsiyum dengesini düzenler. Bu etkisiyle raşitizm, osteomalazi ve osteoporoz gibi hastalıkların önlenmesinde kritik rol oynar. Bağışıklık SistemiD vitamini, T ve B hücreleri ile makrofajlar gibi bağışıklık hücrelerinde aktif rol oynar. Doğal bağışıklığı güçlendirir, enfeksiyonlara karşı korur ve aşırı bağışıklık yanıtlarını baskılayarak inflamasyonu kontrol eder. Bu etkisi, bazı otoimmün hastalıkların riskini azaltabilir. Kardiyovasküler SistemD vitamini, kan basıncını düzenleyen sistemler üzerinde etkilidir, damar fonksiyonunu destekler ve ateroskleroz riskini azaltabilir. Eksikliği, hipertansiyon ve kalp hastalıkları ile ilişkilendirilmiştir. Metabolik SağlıkD vitamini, insülin salınımını destekler ve dokuların insüline yanıtını artırır. Bu sayede glukoz metabolizmasını dengeler ve tip 2 diyabet riskini azaltmada rol oynayabilir. Nörolojik ve Psikiyatrik EtkilerD vitamini, sinir hücrelerinin gelişimi ve işlevselliği için önemlidir. Eksikliği, nöroinflamasyonu artırarak Alzheimer ve Parkinson gibi nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirilmiştir. Ayrıca mevsimsel depresyon gibi bazı psikiyatrik bozukluklarla da bağlantılıdır. Cilt SağlığıD vitamini, keratinositlerin çoğalmasını ve farklılaşmasını düzenleyerek cilt bariyerinin korunmasına katkı sağlar. Egzama ve sedef gibi inflamatuvar cilt hastalıklarının yönetiminde destekleyici rol oynar. Güneş ışığı hem D vitamini sentezi hem de cilt sağlığı için temel etkendir. Anti-Kanser EtkilerHücre büyümesi, farklılaşma ve apoptoz süreçlerini düzenleyen D vitamini, özellikle kolon, meme ve prostat kanserlerine karşı koruyucu potansiyele sahiptir. Yüksek D vitamini düzeyleri, bu kanserlerin gelişme riskini azaltabilir. Diyetle Alınan D VitaminiD3 vitamini, D2’ye kıyasla daha yaygın ve biyoyararlanımı yüksektir. En zengin kaynaklar: yağlı balıklar (somon, uskumru, ringa), balık karaciğeri yağlarıOrta düzeyde kaynaklar: tatlı su balıkları, yumurta sarısıDüşük düzeyde kaynaklar: kabuklu deniz ürünleri Süt ve süt ürünleri, doğal olarak sınırlı miktarda D vitamini içerir, ancak birçok ülkede zenginleştirme yoluyla desteklenmektedir. D vitamini bitkilerde doğal olarak bulunmaz; ancak bazı mantar türleri, özellikle güneşte kurutulmuş veya UV ışığına maruz kalmış olanlar D2 vitamini içerebilir. Öte yandan, karanlıkta yetiştirilen kültür mantarlarında D vitamini bulunmaz. Mantarların D2 içeriği, yetiştirme ve kurutma koşullarına bağlı olarak değişir. D vitamini, pişirme işlemlerine karşı nispeten dirençlidir. Fırınlama, haşlama, kızartma gibi yöntemlerle %60’a kadar kayıplar olabilir, ancak genel olarak stabil kabul edilir. Uzun ömürlü süt ürünleri ve peynirler de D vitamini içeriğini koruyabilir. D vitamini eksikliği neden olur? D Vitamini Eksikliğinde Ortaya Çıkabilen BelirtilerD vitamini eksikliği, genellikle sinsi seyredebilir ve uzun süre belirgin şikâyetlere yol açmayabilir. Ancak vücutta önemli işlevleri olan bu vitaminin eksikliği, bir dizi belirtiyle kendini gösterebilir: Türkiye’de D Vitamini Gereksinimi Ne Kadar?Türkiye’de yaz aylarında (Nisan-Eylül), öğle saatlerinde 15-30 dakika kadar güneşe çıkmak, açıkta kalan yüz, kollar ve bacaklarla birlikte D vitamini ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayabilir. Ancak, kış aylarında (Ekim-Mart) güneş ışınlarının eğik açıyla gelmesi nedeniyle D vitamini üretimi azalır. Ayrıca, kapalı ortamlarda çalışanlar, koyu tenliler, ileri yaşlı bireyler, başörtüsü veya uzun giysi gibi nedenlerle güneşlenemeyenlerde D vitamini eksikliği daha sık görülür. Türkiye’de Uzman Önerileri:● Sağlıklı yetişkinlerde günde 800-2.000 IU (20-50 mcg) D vitamini alınması yeterli kabul edilir.● Bebekler ve çocuklar için genellikle 400 IU/gün önerilir.● Gebeler, emziren anneler ve yaşlı bireyler için ise genellikle 1.000-2.000 IU/gün arasında takviye önerilir.Eğer risk grubundaysanız (kapalı giyinenler, güneşlenemeyenler, emziren anneler, 65 yaş üstü bireyler gibi), 2.000 IU gibi biraz daha yüksek dozlar gerekli olabilir. Her durumda kan düzeyini ölçtürmek en doğrusudur. Böylece, hekim ve diyetisyen önerisiyle eksikse takviye edebiliriz; fazlaysa gereksiz takviye almaktan kaçınmış oluruz. Hamilelik ve Emzirme Döneminde D Vitamini: Neden Önemli?Hamilelik ve emzirme dönemleri, hem anne hem de bebek için D vitamini ihtiyacının arttığı dönemlerdir. Kemik Gelişimi: Bebeğin kemik ve diş gelişimi için yeterli kalsiyum gereklidir. D vitamini, kalsiyumun bağırsaklardan emilimini artırarak bebekte sağlıklı kemik gelişimini destekler.Anne Sağlığı: Anne adayının da kemik mineral yoğunluğu korunur. D vitamini eksikliği, annede osteomalazi (kemik yumuşaması) riskini artırabilir.Bağışıklık ve Ruh Hali: D vitamini bağışıklığı güçlendirdiği gibi, annede depresyon riskini azaltabileceği de düşünülmektedir. Hamilelerde ve Emziren Annelerde D Vitamini GereksinimiBirçok uluslararası otoriteye göre hamilelik ve emzirme döneminde genellikle 1.000-2.000 IU (25-50 mcg/gün) D vitamini takviyesi önerilir.Koyu tenli, kapalı giyinen veya güneşten az yararlanan kadınlarda bu doz 2.000 IU’ya kadar çıkabilir. Bu dozlar, serum 25(OH)D seviyesinin 30 ng/mL (75 nmol/L) ve üstünde tutulmasını hedefler. Emilim ve Beslenme İpuçlarıEn iyi emilim: D vitamini yağda çözünen bir vitamindir, bu nedenle yağlı bir öğünle birlikte alınması emilimi artırır.Beslenme kaynakları: Somon, sardalya gibi yağlı balıklar, yumurta sarısı, karaciğer ve D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ürünleri.Güneşten yararlanma: Yaz aylarında günde 15-30 dakika, kollar ve yüz açık olacak şekilde güneşlenmek D vitamini ihtiyacını önemli ölçüde karşılayabilir. Bebek ve Çocuklarda D Vitamini: ● Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve Türkiye’deki uzmanlar, yenidoğan bebeklere ilk günden itibaren günde 400 IU D vitamini takviyesi önerir.● 1 yaşından sonra da kemik sağlığı ve büyüme için D vitamini ihtiyacı devam eder.● Çocukluk ve ergenlik döneminde 400-600 IU/gün gibi dozlar genellikle yeterli olur; ancak riskli gruplarda hekim önerisiyle 1.000 IU/gün’e kadar çıkabilir. Referanslar: Derleme: Dyt. Fzt. İrem Sena Erken - [Ülseratif Kolit ve Tıbbi Beslenme Uygulamaları: Hastalığın Yönetiminde Bütüncül Bir Yaklaşım](https://esmakilic.com/2025/05/05/ulseratif-kolit-ve-tibbi-beslenme-uygulamalari-hastaligin-yonetiminde-butuncul-bir-yaklasim/): Ülseratif kolit (ÜK), kolonda kronik inflamasyona neden olan ve dünya çapında görülme sıklığı giderek artan bir inflamatuar bağırsak hastalığıdır (İBH). ÜK, bireylerin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkilediği gibi uzun vadede kolorektal kanser riskinde artışa neden olabilir. Bu nedenle ÜK’nin patogenezini, teşhisini ve tedavisini anlamak hastaların yönetimi ve prognozu için kritik öneme sahiptir. Ülseratif Kolitin Patogenezi Ülseratif kolitin etiyolojisi karmaşıktır ve genetik yatkınlık, çevresel faktörler, bağışıklık sistemi, bağırsak mikrobiyotasındaki değişikliklerin bir kombinasyonunu içerir. Genetik Faktörler: Aile öyküsünde ÜK veya diğer İBH’lerin bulunması bireyin ÜK gelişme riskini artırır. Genetik faktörler, gastrointestinal bariyer fonksiyonunu etkileyen genlerdeki mutasyonları içerebilmektedir. Çevresel Faktörler: Diyet, sigara kullanımı, enfeksiyonlar ve ilaçlar gibi çeşitli çevresel faktörlerin ÜK gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. Özellikle batı tipi beslenme alışkanlıkları ve bazı gıda katkı maddeleri ÜK riskini artırabilir. Bağışıklık Sistemi ve Mikrobiyota: ÜK’li bireylerde genellikle bağırsak mikrobiyotasında dengesizlik (disbiyoz) ve bağışıklık sisteminin aşırı aktivasyonu gözlenir. Sağlıklı bireylerde bağırsak mikrobiyotasındaki iyi ve kötü bakteriler arasında bir denge vardır ve bu denge intestinal bariyerin bütünlüğünün korunmasında önemli bir rol oynar. Ancak ÜK’li bireylerde bu denge bozulur ve proinflamatuar bakterilerin sayısı artar, antiinflamatuar bakterilerin sayısı azalır. Bu durum bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesine ve kolonda kronik inflamasyona yol açar. Ülseratif Kolitin Klinik Özellikleri ve Tanısı Ülseratif kolitin semptomları arasında kanlı ishal, karın ağrısı, sık dışkılama ve yorgunluk yer alır. Semptomların şiddeti ve sıklığı hastadan hastaya değişebilir ve zaman içinde dalgalanmalar gösterebilir. ÜK tanısı; semptomların değerlendirilmesi, fiziksel muayene, laboratuvar testleri, endoskopik inceleme (kolonoskopi) ve biyopsi sonuçlarının bir kombinasyonu ile konur. Kolonoskopi, kolondaki inflamasyonun yaygınlığını ve şiddetini değerlendirmek için kullanılan önemli bir tanısal araçtır. Biyopsi, inflamasyonun mikroskobik düzeyde incelenmesini sağlar ve hastalığın diğer inflamatuar bağırsak hastalıklarından ayırt edilmesine yardımcı olur. Ülseratif Kolitte Beslenmenin Rolü Ülseratif Kolitte Tıbbi Beslenme Uygulamaları Ülseratif kolit hastalarında beslenme tedavisi hastalığın evresine, semptomların şiddetine ve bireysel beslenme ihtiyaçlarına göre ayarlanmalıdır. Aktif dönemde beslenme: Aktif inflamasyon döneminde amaç semptomları hafifletmek, besin eksikliklerini önlemek ve iyileşmeyi desteklemektir. Bu dönemde düşük lifli veya posasız diyetler, sık ve küçük öğünler, yeterli sıvı alımı ve gerekirse enteral veya parenteral beslenme desteği önerilebilir. Remisyon döneminde beslenme: Remisyon döneminde amaç hastalığın tekrar alevlenmesini önlemek, yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak ve yaşam kalitesini iyileştirmektir. Bu dönemde akdeniz diyeti gibi sağlıklı beslenme modelleri, yeterli lif alımı ve semptomları tetikleyebilecek gıdalardan kaçınma önerilebilir. Ülseratif Kolitte Dikkate Alınması Gereken Besinler ve Beslenme Yaklaşımları Araştırmalar, bazı besinlerin ve beslenme örüntülerinin ÜK riskini veya seyrini etkileyebileceğini göstermektedir. ÜK riskini artıran besinler: Kırmızı ve işlenmiş etler, margarin, işlenmiş gıdalar ve bazı gıda katkı maddeleri (örn., maltodekstrin, yapay tatlandırıcılar) ÜK gelişme riskini artırabilir. ÜK’ye karşı koruyucu olabilecek besinler: Sebzeler, meyveler, kurubaklagiller ve çay gibi besinler ÜK’ye karşı koruyucu etkilere sahip olabilir. ÜK alevlenmesini tetikleyebilecek besinler: Bazı bireylerde, süt ürünleri, gluten, baharatlı yiyecekler, alkol ve kafein gibi besinler ÜK alevlenmesini tetikleyebilir. Ancak, bu durum bireysel farklılıklar gösterebilir. Farklı diyet yaklaşımları: ÜK yönetiminde kullanılan bazı diyet yaklaşımları arasında Anti-İnflamatuar Diyet (AIP), Spesifik Karbonhidrat Diyeti (SCD), Akdeniz Diyeti ve düşük FODMAP diyeti yer alır. Hastaların uygulayacağı diyet programlarının mutlaka bir beslenme uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve yönetilmesi gerekmektedir. Mikrobiyota ve Ülseratif Kolit Tedavisinde Yeni Yaklaşımlar Bağırsak mikrobiyotasının ÜK patogenezinde önemli bir etkisi vardır ve bu etkiye göre yeni tedavi yaklaşımları tartışılmaktadır. Probiyotikler: Canlı mikroorganizmalar olan probiyotikler, bağırsak mikrobiyotasının dengesini iyileştirmeye ve inflamasyonu azaltmaya yardımcı olabilir. Fekal Mikrobiyota Transplantasyonu (FMT): Sağlıklı donörlerden alınan dışkı mikrobiyotasının ÜK’li bireylere nakledilmesi, bağırsak mikrobiyotasının yeniden düzenlenmesini ve inflamasyonun azalmasını sağlayabilir. Sonuç Ülseratif kolit, karmaşık ve kronik seyirli bir hastalıktır. Beslenme, hem hastalığın önlenmesinde hem de tedavisinde kritik bir rol oynar. Bireye özel planlanan beslenme tedavileri; semptomların kontrol altına alınmasına, remisyon sürecinin korunmasına ve yaşam kalitesinin artırılmasına önemli ölçüde katkı sağlayabilir. Mikrobiyotayı hedef alan yaklaşımlar ise, ülseratif kolit yönetiminde umut vadeden yeni tedavi seçenekleri arasında yer almaktadır. Ancak, ülseratif kolit ile beslenme arasındaki ilişkinin tam olarak anlaşılabilmesi için daha fazla bilimsel araştırmaya ihtiyaç vardır. KAYNAKLAR Araştırma: Nisa Özşıpkagil - [Fibromiyalji ve Beslenme: Bilimsel Bir Bakış](https://esmakilic.com/2025/04/22/fibromiyalji-ve-beslenme-bilimsel-bir-bakis/): Fibromiyalji (FM); yaygın kronik ağrı ve yorgunluk, eklem sertliği, uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete, gastrointestinal ve bilişsel bozukluklar gibi çeşitli somatik ve psikolojik belirtilerle karşımıza çıkan çok faktörlü bir sendromdur. Günümüzde fibromiyaljinin en uygun şekilde yönetilebilmesi, hastalığın zamanında tanılanmasını ve ağrı, fonksiyon ile psikososyal durumun kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Etkili bir tedavi yöntemi bulunmamakla birlikte, uzmanlar ilk basamakta ilaç dışı terapileri önermekte; ilaç tedavisini ise yalnızca bu yaklaşımların yetersiz kaldığı durumlarda tercih etmektedir. İlaç dışı tedavi seçenekleri arasında beslenme, son yıllarda giderek artan bir ilgiyle ele alınmaktadır. Özellikle kadın fibromiyalji hastalarında diyet alışkanlıkları, hastalığın klinik seyrini önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Çeşitli çalışmalar, fibromiyalji hastalarına yönelik uygun beslenme danışmanlığının fayda sağladığını ortaya koymaktadır. Antioksidan açısından zengin diyetlerin uygulanmasının ardından fibromiyalji semptomlarında klinik düzeyde iyileşmeler bildirilmiştir. Bu beslenme yaklaşımı, umut vadeden bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilmektedir. Fibromiyalji, Metabolizma ve Kas Ağrısı FM, genellikle uyku, ruh hali ve bilişsel bozukluklarla birlikte görülen, kalıcı ve yaygın kas-iskelet sistemi ağrısıyla karakterizedir. FM ile ilişkili yaygın kas-iskelet sistemi ağrısının başlıca tetikleyici nedenleri arasında obezite ve karbonhidrat açısından zengin diyetler yer alır. Obezite ve fazla kilo, FM hastalarında yaygın olarak görülen ve hastalığa eşlik eden durumlardır. Artan vücut kitle indeksinin FM semptomlarının şiddetiyle ilişkili olduğu da düşünülmektedir. Fibromiyalji ile ilişkili kas-iskelet ağrısının oluşumunda, bağışıklık sistemi (alerjik mekanizmalar dahil) ve metabolik faktörler birlikte rol oynamaktadır. Fibromiyalji hastalarında ise genellikle bozulmuş bir metabolik durum gözlenmektedir. Temel besin bileşenlerinin eksikliği FM ile ilişkili kas ağrısını tetikleyebilir veya şiddetlendirebilir. Fibromiyalji ve Beslenme Müdahaleleri Fibromiyalji, depresyon ve bipolar spektrum bozukluğu gibi ruhsal hastalıklarla da ilişkili olabilir; bu tür davranışsal bozukluklar ise genellikle işlevsiz beslenme alışkanlıklarıyla bağlantılıdır. Örneğin, düşük FODMAP diyeti, fibromiyalji ile sıkça birlikte görülen irritabl bağırsak sendromu (IBS) semptomlarını azaltabilir. Çölyak hastalığı veya gluten duyarlılığı olan fibromiyalji hastalarında glutensiz diyet etkili olabilmektedir. Fakat glutene duyarlılığı olmayan bireylerde etkisi sınırlı olabilir. Probiyotikler Artan kanıtlar, fibromiyalji (FM) hastalarında mikrobiyota dengesinin bozulmuş olabileceğini ve farklı bakteri türlerinin hastalıkla ilişkili semptomlarla bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, probiyotiklerin FM tedavisinde faydalı olabileceği hipotezini gündeme getirmektedir. Vitaminler Bazı fibromiyalji hastalarında, özellikle B12 vitamini gibi B vitaminleri eksiklikleri görülebilir. FM hastalarına yapılan B12/folik asit takviyelerinin olumlu etkileri gözlemlenmiştir. Ayrıca, bu grupta düşük D vitamini düzeylerine bağlı problemler de yaşanabilmektedir. D vitamini eksikliği, magnezyum emilimini olumsuz etkileyebilir. Bunun yanı sıra, D vitamini eksikliği bulunan bireylerde kaslarda enerji seviyelerinde düşüş gözlemlenmiş ve bu durum, FM hastalarındaki gibi kısa süreli ağrılara yol açmıştır. Bir başka çalışmada ise D vitamini eksikliğinin, FM’de depresyon ve anksiyete ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. C ve E vitaminleri gibi antioksidan vitaminler fibromiyaljinin tipik semptomlarının kontrol altına alınmasına fayda sağlayabilir ve kas fonksiyonlarını korumada etkilidirler. Fibromiyalji ile ilişkili vitamin eksiklikleri arasında folik asit ve ferritin düzeylerinin düşüklüğü yer almakta olup, bu durum kas ağrılarına neden olabilmektedir. Magnezyum Yapılan çalışmalar, magnezyum (Mg) düzeylerinin kas ağrıları, bacaklarda güçsüzlük ve benzeri semptomların oluşumunda kritik bir rol oynadığını ve yeterli Mg alımının koruyucu etki sağlayabileceğini göstermektedir. Uyku eksikliği, büyüme hormonu (GH) salınımını azaltarak Mg eksikliğine yol açabilir. Ayrıca magnezyum, karbonhidrat metabolizmasını etkileyerek insülin direncine ve tip 2 diyabet gelişimine sebep olabilir. Magnezyumun genel sağlık üzerindeki önemli etkileri göz önünde bulundurulduğunda, bireylere uygun takviye önerilerinin mutlaka doktor ve diyetisyen rehberliğinde yapılması gerekmektedir. Kreatin Kreatin, insan vücudunda doğal olarak bulunan ve özellikle kaslarda enerji üretiminde görev alan bir bileşiktir. Kırmızı et ve balık gibi hayvansal kaynaklı besinlerde bulunur. Yapılan çalışmalarda kreatin takviyesinin fibromiyaljiye bağlı kas-iskelet ağrısını azaltmada etkili olabileceğini gösterilmiştir. Fibromiyalji hastalarında takviye kullanımına ilişkin kararlar, mutlaka bir uzmanın değerlendirmesi doğrultusunda verilmelidir. Sonuç olarak, Fibromiyalji tedavisinde beslenmenin rolü giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Nedeni tam olarak bilinmeyen ve etkili tıbbi tedavisi bulunmayan romatizmal bir hastalık olan fibromiyaljide, hastaların yaşam kalitesini artırmak amacıyla beslenme stratejilerinin uygulanması dikkat çekici hale gelmiştir. Fibromiyaljinin yönetimi, bireyselleştirilmiş ve multidisipliner bir yaklaşım gerektirmektedir. Vitamin ve mineral eksiklikleri, yanlış beslenme pratikleri ve çevresel stres gibi faktörlerin fibromiyalji semptomlarını etkileyebileceği bilinmektedir. Bu doğrultuda; mineral ve vitamin takviyeleri, antioksidan açısından zengin diyet modelleri ile sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının fibromiyalji tedavisinde fayda sağlayabileceği yönündeki görüş birliği artmaktadır. Referanslar A.S. Kaleth, J.E. Slaven, D.C. Ang, Obesity moderates the effects of motivational interviewing treatment outcomes in fibromyalgia, Clin. J. Pain. 34 (1) (2018) 76–81. A. Alciati, F. Atzeni, M. Grassi, D. Caldirola, P. Sarzi-Puttini, J. Angst, G. Perna, Features of mood associated with high body weight in females with fibromyalgia, Compr. Psychiatry 80 (2018) 57–64. B. Regland, S. Forsmark, L. Halaouate, M. Matousek, B. Peilot, O. Zachrisson, C.G. Gottfries, Response to vitamin B12 and folic acid in myalgic encephalomyelitis and fibromyalgia, PloS One 10 (4) (2015) e0124648. J.F. Carvalho, D.N.F. Silva, Serum levels of vitamin B12 (cobalamin) in fibromyalgia, Rheumatol. Int. 5 (36) (2016) 741–742.Pagliai, G., Giangrandi, I., Dinu, M., Sofi, F., & Colombini, B. (2020). Nutritional interventions in the management of fibromyalgia syndrome. Nutrients, 12(9), 2525. Derleme: Feyza Komşuoğlu - [Tüp Bebek Tedavisinde Beslenme Önerileri ve Takviye Kullanımı](https://esmakilic.com/2025/04/08/tup-bebek-tedavisinde-beslenme-onerileri-ve-takviye-kullanimi/): Çocuk sahibi olmak birçok insanın yaşam planında yer alırken, kısırlık dünya genelinde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. On çiftten biri düzenli korunmasız cinsel ilişkiye rağmen 12 ay veya daha uzun süre boyunca gebelik elde edememektedir. Bu çiftlerin yaklaşık yarısı, tüp bebek tedavisi (IVF/ICSI) gibi doğurganlık yöntemlerine başvurmaktadır. Ancak, bu tedaviyi tek başına almak yeterli olmayabilir. Tüp bebek tedavisinin başarısını artırabilecek değiştirilebilir faktörlere de odaklanmak gerekir. Yaşam tarzı, doğurganlık üzerinde doğrudan etkili olan değiştirilebilir faktörlerden biridir. Sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemek sadece üreme sağlığı değil genel sağlık ve çocuk sağlığı açısından da faydalıdır. Tüp bebek tedavisi sürecinde ise dengeli bir diyet benimsemek ve sağlıklı yaşam tarzı alışkanlıklarını desteklemek başarılı bir gebelik şansını artırmak için atılabilecek en önemli adımlardan biridir. Diyetin IVF Başarısındaki RolüDiyet, doğurganlık üzerinde büyük bir etkiye sahiptir ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları tüp bebek tedavisi başarısını artırabilir. Araştırmalar, Akdeniz diyeti gibi besin açısından zengin diyetlerin yumurta ve embriyo kalitesini artırarak gebelik oranlarını yükseltebileceğini göstermektedir. Omega-3 yağ asitleri, folik asit, D vitamini ve antioksidanlar gibi besin öğeleri, üreme sağlığını destekleyen önemli bileşenlerdir. Aynı zamanda, fazla kilo ve obezite doğurganlık üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir; bu nedenle, sağlıklı kilo yönetimi de IVF başarısını artıran önemli bir faktördür. Aynı şekilde tedavi sürecini yönettiğiniz beslenme uzmanı tarafından yumurta kalitesini artırmak ve hormanal dengeyi sağlayabilmek için birtakım takviyelerin kullanılması önerilebilir. Bu takviyeler sıklıkla vitamin D, resveratrol, Coenzim Q10, Folik asit, Omega 3, DHCA, Melatonin, Karnitin, Selenyum, Miyoinozitol ve bunların kombinasyonlarıdır. Tüp bebek (IVF) tedavisi, birçok çift için uzun ve zorlu bir süreç olabilir. Başarı oranlarını artırmak adına farklı yaklaşımlar araştırılırken, beslenmenin ve özellikle mikro besin takviyelerinin doğurganlık üzerindeki rolü giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Mikro Besin Takviyeleri IVF Başarısını Artırabilir mi?Yapılan çalışmalar, vitaminler, mineraller ve antioksidanların doğurganlık sağlığı için kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bilimsel araştırmalar, mikro besinlerin IVF tedavisinde olumlu etkileri olabileceğini göstermektedir. Çalışmalarda,● Vitamin E ve D3 takviyelerinin gebelik oranlarını artırdığı,● Çinko ve selenyumun sperm kalitesini iyileştirdiği,● Folik asitin sağlıklı embriyo gelişimine katkı sağladığı gözlemlenmiştir. Ancak, bu çalışmaların çoğu küçük örneklem gruplarında yapılmış olup, sonuçlarıdaha geniş kapsamlı araştırmalarla desteklenmelidir. Koenzim Q10 (CoQ10)Koenzim Q10 (CoQ10), vücudumuzda doğal olarak bulunan ve özellikle enerji üretiminde önemli rol oynayan bir bileşiktir. Son yıllarda, CoQ10’un sadece enerji üretimi değil aynı zamanda antioksidan etkileriyle doğurganlık üzerindeki olumlu etkileri de öne çıkmaktadır. CoQ10 bu bağlamda dünya genelinde en çok tercih edilen besin takviyelerinden biri haline gelmiştir. Kadın üreme sağlığı açısından bakıldığında, CoQ10’un en dikkat çekici etkisi oosit (yumurta hücresi) kalitesini artırmasıdır. Özellikle tüp bebek (IVF) gibi yardımcı üreme yöntemlerine başvuran kadınlarda, CoQ10 takviyesi sayesinde daha kaliteli yumurtalar, daha iyi döllenme oranları ve daha sağlıklı embriyolar elde edilebilmektedir. Yapılan bazı çalışmalar, bu takviyenin yumurtalık ortamını iyileştirdiğini ve mitokondri sağlığını destekleyerek oksidatif stresi azalttığını göstermektedir. Özellikle 30 yaş üzeri bireylerde, yaşa bağlı olarak azalan CoQ10 seviyelerini takviye etmek doğurganlığı destekleyen etkili bir adım olabilir. DHEADHEA (Dehidroepiandrosteron), vücudun doğal olarak ürettiği bir hormondur. Hem böbrek üstü bezleri (adrenal bezler) hem de yumurtalıklar tarafından salgılanır ve vücutta testosteron ile östrojen gibi cinsiyet hormonlarının yapımında öncül görev üstlenir. Tüp bebek tedavisinde DHEA en çok yumurtalık rezervi azalmış kadınlar için önerilir. Bu takviye sayesinde daha fazla sayıda yumurta üretimi teşvik edilebilir. Özellikle “düşük over rezervi” (DOR) tanısı alan, embriyo gelişimi zayıf olan ya da daha önceki tüp bebek denemelerinde yeterli sonuç alamayan kadınlarda umut verici etkiler gösterebilir.DHEA’nın potansiyel faydaları arasında:● Daha fazla sayıda toplanabilir yumurta● Daha iyi kalitede embriyo gelişimi● Döllenme ve gebelik oranlarında artış sayılabilir.Genellikle tüp bebek sürecine başlamadan önce, vücudun bu hormonu tolere edebilmesi ve etkisinin görülmesi için 1 ila 3 ay öncesinden DHEA kullanımına başlanması önerilir. Bazı çalışmalarda bu sürecin daha uzun tutulduğu da görülmekte ancak her birey için bu süre, yaşa, yumurtalık rezervine ve genel sağlık durumuna göre değişebilir. O yüzden mutlaka bir uzman eşliğinde planlanması gerekir. D VitaminiD vitamini, vücutta kemik sağlığından bağışıklığa kadar birçok önemli işlevi olan bir vitamindir ve düşük serum D vitamini konsantrasyonları bir çok hastalığın oluşmasında rol aldığı gibi üreme sağlığı üzerindeki etkileri de son yıllarda araştırılmaktadır. Özellikle tüp bebek tedavisi gören kadınlarda D vitamini eksikliğinin gebelik başarısını etkileyip etkilemediği sıkça araştırılmaktadır. Bazı çalışmalar D vitamini seviyesinin düşük olduğu kadınlarda kısırlık riskinin daha yüksek olabileceğini göstermektedir. Aynı şekilde D vitamini eksikliğinin düşük riskiyle de bağlantılı olabileceği belirtilmektedir. Ancak şimdiye kadar yapılmış birçok bilimsel çalışma D vitamini takviyesinin doğrudan tüp bebek başarısını artırdığına dair net ve tutarlı bir sonuç ortaya koyamamıştır. Bazı araştırmalarda hiçbir fark görülmezken bazıları da D vitamini eksikliği olan kadınların daha başarılı sonuçlar aldığını öne sürmektedir. D vitaminin genel sağlık etkisini göz önüne alındığında doktor ve diyetisyen tavsiyesi ile bireyin ihtiyacına uygun bir öneri yapılması gerekmektedir. L-KarnitinL-Karnitin, vücutta doğal olarak üretilen ve özellikle enerji üretimi açısından önemli bir bileşiktir. Tüp bebek tedavisi sürecinde L-Karnitin’in potansiyel rolü üzerine yapılan çalışmalar umut verici bazı bulgular sunsa da henüz netleşmemiştir. Özellikle PCOS (polikistik over sendromu) tanısı almış kadınlarda L-Karnitin düzeylerinin daha düşük olabileceği gösterilmiş ve bu grupta takviye kullanımıyla bazı metabolik faydalar sağlandığı raporlanmıştır. Bazı araştırmalarda tüp bebek tedavisi gören kadınlarda L-Karnitin düzeylerinde azalma olabileceği ve bunun takviyeye olan ihtiyacı artırabileceği öne sürülmektedir. Hayvan çalışmalarında L-Karnitin’in embriyo gelişimini olumlu yönde etkileyebildiği gözlemlenmiş olsa da insanlar üzerindeki etkisiyle ilgili net kanıtlar henüz yoktur. Yine de enerji üretimi ve oksidatif stresle savaşta L-Karnitin’in genel sağlığa katkısı göz ardı edilemez. Tüp bebek sürecine hazırlıkta doktor ve diyetisyen önerisiyle kullanıldığında faydalı olabilecek takviyeler arasında yer alabilir. Omega-3Omega-3 yağ asitleri özellikle balık ve ceviz gibi besinlerden alınan çoklu doymamış yağlardır ve hem genel sağlık hem de doğurganlık açısından oldukça değerlidir. Tüp bebek süreciyle ilgili yapılan araştırmalarda en çok öne çıkan yağ türlerinden biridir. Araştırmalara göre yeterli miktarda Omega-3 alan kadınların doğal yollarla gebe kalma süresi daha kısa sürebilmektedir. AntioksidanlarAntioksidanlar, vücutta hücrelere zarar verebilecek oksidatif stresle savaşan bileşiklerdir. Oksidatif stres özellikle yumurta ve sperm hücrelerine zarar verebileceği için tüp bebek sürecinde dikkat edilmesi gereken bir konudur. Yumurta hücreleri özellikle olgunlaşma evresinde oksidatif strese oldukça duyarlıdır. Aynı şekilde sperm kalitesini de olumsuz etkileyebilir. Bu zararlı etki sadece vücuttan değil laboratuvar ortamındaki ışık, oksijen seviyesi gibi koşullardan da kaynaklanabilir. Tam bu noktada antioksidanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak bilimsel araştırmalar, antioksidan takviyelerinin tüp bebek başarısına etkisi konusunda […] - [Beslenme Pratiklerinin Doğurganlık Üzerine Etkisi](https://esmakilic.com/2025/02/25/beslenme-pratiklerinin-dogurganlik-uzerine-etkisi/): Doğurganlık, pek çok faktörün etkilediği karmaşık bir süreçtir ve beslenme bu sürecin merkezinde yer almaktadır. Harvard Tıp Fakültesi tarafından yapılan incelemeler beslenmenin doğurganlık üzerindeki etkisini ele almış ve bazı besin öğelerinin doğurganlığa olumlu katkı sağlayabileceğini göstermiştir. Kadınlarda Doğurganlığı Destekleyen Besin ÖğeleriFolik Asit: Özellikle hamilelik öncesi kullanılan folik asit, yumurta kalitesini iyileştirerek hamile kalma olasılığını artırabilir. Aynı zamanda gebelikte bebekte nöral tüp defektlerini önlemede kritik rol oynar.B12 Vitamini: Folik asitle birlikte çalışan B12 vitamini yumurta gelişimi ve döllenme süreci için gereklidir.Omega-3 Yağ Asitleri: Uzun zincirli omega-3 yağ asitleri (EPA ve DHA), yumurta kalitesini arttırarak doğurganlığa katkı sağlayabilir.Akdeniz Diyeti: Tam tahıllar, sebze, meyve, zeytinyağı ve deniz ürünleri gibi besinlerden zengin olan Akdeniz diyeti doğurganlık oranlarının artmasıyla ilişkilendirilmiştir. Doğurganlığı Olumsuz Etkileyen BesinlerBazı besin grupları ve beslenme alışkanlıkları doğurganlık üzerinde olumsuz etkilere sahip olabilir:Trans Yağlar: Fast food ve işlenmiş gıdalarda bulunan trans yağlar, ovulasyon problemlerine ve sperm kalitesinde düşüşe neden olabilir.Sağlıksız Diyetler: İşlenmiş et, rafine şeker, tatlı ve tatlandırılmış içeceklerin ağırlıkta olduğu diyetler doğurganlık üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.Aşırı Kafein ve Alkol: Aşırı kafein tüketimi bazı çalışmalarla düşük doğurganlık oranları ile ilişkilendirilmiştir. Alkol ise sınırlı tüketildiğinde ciddi bir etki göstermese de aşırı tüketiminin hormonal dengeleri bozabileceği bilinmektedir. Erkekler İçin Doğurganlık ve BeslenmeErkeklerde semen kalitesini iyileştirmek için sağlıklı beslenme büyük önem taşır. Yüksek doymuş yağ ve trans yağ içeren diyetlerin semen kalitesini olumsuz etkilediği, omega-3 gibi sağlıklı yağların ise olumlu etkiler sağlayabileceği gösterilmiştir. Ayrıca, antioksidan takviyelerinin erkek doğurganlığını iyileştirmeye yardımcı olabileceği bulunmuştur. Beslenme ve Yardımcı Üreme Teknikleri (Tüp Bebek)Yardımcı üreme tekniklerinden yararlanan çiftlerde beslenmenin rolü ayrıca incelenmiştir. Kadınlarda folik asit takviyelerinin ve bitki bazlı östrojen (izoflavon) içeren gıdaların gebelik oranlarını arttırdığı gözlemlenmiştir. Erkeklerde ise antioksidan desteğinin doğurganlığa yardımcı olabileceği belirlenmiştir. Hamile Kalmak İsteyenler İçin Beslenme Önerileri “Bu yazı Harvard Health Publishing’in “Fertility and diet: Is there a connection?” adlı makalesinin çevirisidir. Orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.” Çeviri: Şevval Ören - [Beslenme Alışkanlıklarınıza Yeni Bir Bakış: Mindful Eating](https://esmakilic.com/2025/02/24/beslenme-aliskanliklariniza-yeni-bir-bakis-mindful-eating/): Mindful Eating: Bilinçli Beslenme Bilinçli beslenme, farkındalık felsefesine dayanan ve kişinin yemek yeme alışkanlıklarını bilinçli bir şekilde yönlendirmesini amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu yöntem, bireyin mevcut anda düşüncelerine, duygularına ve fiziksel durumuna odaklanarak yiyecek seçimlerini farkındalıkla yapmasına yardımcı olabilir. Bilinçli beslenme yiyecekleri yalnızca fiziksel açlığı gidermek için değil, tüm duyularla deneyimleyerek keyif almak amacıyla tüketmeyi teşvik eder. Aynı zamanda beslenme alışkanlıklarını yargılamadan gözlemlemeye ve daha bilinçli tercihler yapmaya destek olabilir. Yeme alışkanlıklarımızın farkına vardıkça kendimiz ve çevremiz için olumlu değişiklikler yapmamız kolaylaşabilir. Nasıl Bilinçli Beslenebiliriz ? Bilinçli beslenme, yemek yerken tamamen o ana odaklanmayı, vücudun verdiği sinyalleri fark etmeyi ve yiyeceklerle kurulan ilişkiyi yargılamadan gözlemlemeyi içerir. Bu yaklaşım sayesinde yalnızca ne yediğimize değil, nasıl ve neden yediğimize de daha fazla dikkat edebiliriz. Açlık ve tokluk hissini anlamak, yiyeceklerin tadını, kokusunu ve dokusunu bilinçli bir şekilde deneyimlemek, beslenme alışkanlıklarını suçluluk duymadan değerlendirmek bilinçli beslenmenin temel unsurları arasındadır. Bu sayede, duygusal veya alışkanlığa dayalı yeme yerine bedenin gerçek ihtiyaçlarına uygun seçimler yapmak mümkün hale gelir. Bilinçli Beslenmek için 7 Uygulama 1- Yemeğe daha fazla özen göstermelisiniz. 
Tükettiğiniz yiyeceklerin kaynağını, nasıl yetiştirildiğini ve hazırlanma sürecini fark edebilirsiniz. Yemeğinize odaklanmak için dikkatinizi dağıtacak unsurları en aza indirerek yeme deneyiminizi iyileştirebilirsiniz. 2-Yiyecekleri tüm duyularla deneyimlemelisiniz
. Yiyeceklerin kokusunu, rengini, dokusunu ve tadını bilinçli bir şekilde keşfetmeye zaman ayırabilirsiniz. Bu süreç, yemek yeme deneyiminizi daha keyifli hale getirebilir. 3-Porsiyon kontrolüne dikkat etmelisiniz. 
Aşırı tüketimi ve gıda israfını önlemek için daha küçük tabaklar kullanabilir ve ihtiyacınız kadar alabilirsiniz. 4-Yavaş ve bilinçli yemek yemelisiniz. 
Küçük lokmalar alarak yemeğin tadını çıkarmak ve iyice çiğnemek hem sindirimi destekleyebilir hem de doygunluk hissini daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. 5-Açlık ve tokluk sinyallerinizi dinlemelisiniz
. Yavaş yemek, vücudunuzun doğal doyma sinyallerini daha iyi fark etmenizi sağlayabilir. Kendinizi yaklaşık %80 doymuş hissettiğinizde yemeyi bırakmak daha rahat bir sindirim süreci sunabilir. 6-Öğün düzenine özen göstermelisiniz. Uzun süre aç kalmak ani ve sağlıksız gıda seçimlerine yol açabilir. Açlık krizlerini önlemek için düzenli saatlerde beslenmeye özen gösterebilirsiniz. 7-Bitkisel bazlı besinleri daha fazla tüketmelisiniz
. Sebze, meyve, tam tahıllar ve baklagilleri beslenmenize daha fazla dahil ederek hem sağlığınızı destekleyebilir hem de besinlerin çevresel etkinizi azaltabilirsiniz. Bilinçli Yeme Stratejileri Gençler İçin Uygulanabilir mi?Bilinçli beslenme yetişkinlerde yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Sağlıksız beslenme alışkanlıklarının erken yaşlarda ortaya çıkması nedeniyle çocuklar ve ergenler arasında da giderek daha fazla önerilmektedir. Araştırmalar, bilinçli beslenme tekniklerinin gençlerde yeme bozukluğu riskini azaltabileceğini ve vücut algısını olumlu yönde destekleyebileceğini göstermektedir. Bununla birlikte, gençlerin bu yöntemi benimsemesi, eğitimin onların gelişim seviyelerine uygun şekilde sunulmasına bağlı olabilir. Örneğin, Kaliforniya’da yürütülen bir okul programında çocukların açlık ve tokluk sinyallerini tanımalarına yardımcı olan etkinlikler uygulanmış ve öğrenciler ile ebeveynlerin bu yaklaşımdan memnun kaldığı gözlemlenmiştir. Potansiyel Sakıncalar Nelerdir?Bilinçli beslenme, yeme bozukluklarının (anoreksiya, bulimia gibi) geleneksel tedavilerinin yerine geçmemelidir. Ayrıca, bilinçli beslenme doğrudan bir kilo verme yöntemi olarak değerlendirilmemelidir, ancak sağlıklı gıda seçimlerini teşvik ederek kilo yönetimini destekleyebilir. Bu yaklaşım, bir diyetisyen rehberliğinde uygulandığında daha sürdürülebilir ve dengeli beslenme alışkanlıklarının kazanılmasına katkıda bulunabilir. SonuçBilinçli beslenme her bireyin kendi beslenme düzenine uyarlayabileceği esnek bir yaklaşımdır. Araştırmalar, bu yöntemin yalnızca beslenme alışkanlıklarını değil, genel psikolojik iyi oluşu da destekleyebileceğini göstermektedir. Yiyecekleri farkındalıkla tüketmek, yemek deneyiminden daha fazla keyif alınmasını sağlarken sağlıklı beslenme alışkanlıklarını da teşvik edebilir. Geleneksel diyetlerden farklı olarak kısıtlamalar yerine içgüdüsel farkındalığı geliştirmeye odaklanır. Bilinçli beslenmenin bireysel ihtiyaçlara göre uyarlanması ve bir uzman rehberliğinde uygulanması faydalı olabilir. ““Bu yazı, Harvard Health Publishing’in “Mindful Eating” adlı makalesinin çevirisidir. Orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.” Çeviri: İrem Kartal - [Ebeveynler İçin 0-12 Ay Bebek Beslenme Rehberi](https://esmakilic.com/2025/02/23/ebeveynler-icin-0-12-ay-bebek-beslenme-rehberi/): Yaşamın ilk yılı en hızlı büyüme döneminin gerçekleştiği dönemdir ve bu dönemde bebekler için uygun besinleri seçmek önemlidir. Erken dönemde sağlıklı beslenme düzenine sahip olmak yaşam boyu sağlıklı beslenme alışkanlıklarının temelini atmaya yardımcı olmaktadır. Bebekler İçin Önerilen Beslenme RehberiBebeklere 6 aydan önce doktor ve diyetisyen önermedikçe ek gıda verilmemeli ve beslenmelerinde yalnızca anne sütü desteklenmelidir. Çünkü;● Anne sütü bebeklerin büyümesi için gerekli tüm besinleri sağlar.● Bebekler kaşıkla katı gıda yemek için fiziksel olarak yeterince gelişmiş değildir.● Bebeklere erken dönemde ek gıda başlamak aşırı beslenmeye ve yaşamın ileri dönemlerinde obeziteye yol açabilir.Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) bebeklerin, çocukların ve ergenlerin D vitamini eksikliğine bağlı komplikasyonları önlemek için yeterli miktarda D vitamini almasını önermektedir. Kasım 2008’de AAP sağlıklı bebekler, çocuklar ve ergenler için günlük D vitamini alımıyla ilgili önerilerini güncellemiştir. Buna göre, bu gruplar için minimum D vitamini alımının doğumdan kısa bir süre sonra başlanarak günlük 400 IU olması gerektiği belirtilmiştir. Pediatristler uygun D vitamini takviyesi, türü ve miktarı konusunda ebeveynlere önerilerde bulunabilirler. Ek gıdaya geçişte şu noktalara dikkat edilmelidir:● Ek gıdaya başlanırken bebeklere karışık gıdalar yerine tek bir yeni gıda verilmelidir. Yeni gıda 3 ila 5 gün boyunca tek başına verilmeli ardından başka bir yeni gıda eklenmelidir. Bu şekilde bebeklerin hangi besinlere alerjisi olabileceği veya hangi besinleri tolere edemediği anlaşılmaktadır.● Yeni gıdalara küçük miktarlarda başlanmalıdır. Gıda önce yalnızca bir çay kaşığı kadar verilmeli ardından yavaş yavaş bir yemek kaşığına çıkarılmalıdır.● Bebekler için kuru bebek pirinç tahılı iyi bir başlangıç olabilir. Ardından sebzeler, meyveler ve en son etleri eklenmelidir.● Ev yapımı bebek mamalarında tuz veya şeker kullanılmamalıdır. Konserve yiyecekler genellikle yüksek miktarda tuz ve şeker içermektedir. Bu yüzden bebekler için uygun değildir.● Meyve ve sebzeler her zaman yıkanmalı, kabukları soyulmalı ve çekirdekleri çıkarılmalıdır. Özellikle toprakla temas eden meyve ve sebzelere dikkat edilmelidir çünkü besin zehirlenmesine neden olabilecek botulizm sporları içerebilirler.● İnek sütü, bebeklerin diyetine 1 yaşına kadar eklenmemelidir. İnek sütü bebekler için gerekli besinleri yeterli miktarda sağlamaz.● Amerikan Pediatri Akademisi (AAP), 1 yaşından küçük bebeklere meyve suyu verilmemesini önermektedir. Daha büyük bebekler ve çocuklar için sadece pastörize %100 meyve suyu (ilave şeker içermeyen) verilmeli ve günlük miktar 120 ml ile sınırlandırılmalıdır. Meyve suyu suyla seyreltilmeli ve yalnızca yemeklerle birlikte bardakta sunulmalıdır.● Bebeklerin beslenmesi kaşık yardımıyla sağlanmalıdır. Bebeklerin kaşıktan yemeyi öğrenmesi gerekir. Beslenmeye yardımcı aparatlar kullanılmamalı, biberona yalnızca mama ve su koyulmalıdır.● Yaşamın ilk yılında balın hiçbir formunu verilmemelidir. Bal, botulizme neden olabilir.● Bebekler ağızda biberonla yatağa yatırılmamalıdır. Biberonu ağza yaslayarak bırakmak kulak enfeksiyonları riskini artırabilir. Bebeklerin dişleri çıktıktan sonra bu alışkanlık diş çürüklerine yol açabilir. Ayrıca boğulma riskini de göz ardı etmemek gerekir.● Bebeklerin 1 yaşına kadar biberonu bırakmasına yardımcı olunmalıdır.● Bebekler “tabağını bitirmeye” zorlamamalıdır. Çocukları aç olmadığı halde tüm yemeği yemeye zorlamak sağlıklı bir alışkanlık değildir. Bu davranış çocuğa yalnızca aç olduğu için değil, yiyebileceği uygun bir yemek olduğu için yemeyi öğretir. Bebeklerin büyüme hızı 1 yaş civarında yavaşladıkça iştahının azalması ve daha seçici hale gelmesi beklenilmelidir.● Bebekler ve küçük çocuklar için fındık, çekirdek, patlamış mısır, sert meyve-sebzeler ve üzüm gibi besinler güvenli değildir ve boğulmaya neden olabilir. Birçok sağlık uzmanı bu besinlerin 3-4 yaşından sonra verilmesini önermektedir. Küçük bir çocuk yemek yerken her zaman gözlem altında olmalıdır. Çocukların oturarak yemek yemesi veya bir şeyler içmesi konusunda ısrarcı olunmalıdır.● Sağlıklı bebekler 6. aya kadar genellikle ekstra suya ihtiyaç duymazlar ancak çok sıcak havalarda ekstra su gerekli olabilir. Katı gıdalara geçildiğinde genellikle suya daha fazla ihtiyaç duyulur.● Bebeklerin besin seçenekleri sadece ebeveynlerinin sevdiği gıdalarla sınırlanmamalıdır. Erken dönemde geniş bir besin çeşitliliği sunmak ilerleyen yaşlardaiyi beslenme alışkanlıklarının oluşmasına yardımcı olacaktır.● Aksi doktor ve diyetisyen tarafından önerilmedikçe çocukların beslenmesinde sağlıklı yağlar kısıtlanmamalıdır. Çocuklar, beyin-sinir sistemi gelişimi ve sağlıklı büyüme-gelişme için yeterli enerjiye ve sağlıklı yağlara ihtiyaç duyarlar. “Bu yazı, Stanford Medicine Children’s Health bloğundan çevirilmiş ve TÜBER 2022 kaynağından referanslar eklenmiştir. Orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.” Araştırma/Çeviri: Feyza Komşuoğlu - [Probiyotikler İnflamatuar Bağırsak Hastalıklarının Tedavisine Yardımcı Olabilir Mi?](https://esmakilic.com/2025/02/20/probiyotikler-inflamatuar-bagirsak-hastaliklarinin-tedavisine-yardimci-olabilir-mi/): Sağlıklı bir bağırsak mikrobiyomu IBH olan kişilere yardımcı olabilir, ancak probiyotikler/prebiyotikler bunun bir parçası olmalı mı? IBH; sindirim sisteminde kronik veya tekrarlayan inflamasyon ataklarıyla karakterize olan Crohn hastalığı ve ülseratif kolit için bir şemsiye terimdir. Her iki hastalık da genetik, çevresel ve bağışıklık sistemine bağlı faktörlerin karmaşık etkileşimiyle ortaya çıkar. Günümüzde IBH tedavileri, bağışıklık sistemini baskılayarak inflamasyonu kontrol altına almayı hedefler. Ancak insan mikrobiyotası üzerine yapılan yeni araştırmalar, bilim insanlarının hastalığı daha iyi anlaması ve yönetmesine yardımcı olabilir. Ayrıca, hücreler, hayvanlar ve insanlar üzerinde yapılan bazı ön araştırmalar probiyotiklerin IBH hastaları için faydalı olup olmadığını incelemektedir. Sağlıklı mikrobiyom: Bir bariyer inşa etmek İnsan bağırsak mikrobiyomu bağırsaklarımızda yaşayan trilyonlarca yararlı ve zararlı bakteri, virüs, mantar ve diğer mikroorganizmaların oluşturduğu geniş bir ekosistemdir. Sağlıklı bir bağırsak, zararlı bakterilerin ve toksinlerin kan dolaşımına geçmesini engelleyen koruyucu bir bariyer işlevi görmelidir. Sağlıklı bir mikrobiyom bağırsak bariyerinin zararlı bakterileri engellemesini desteklerken, besin emilimini de mümkün kılar. Mikrobiyotadaki yararlı bakteriler, bağırsakta iltihaplanmayı azaltan ve zararlı bakterilerin çoğalmasını sınırlayan dengeli bir ortam oluşturur. Son araştırmalar, sağlıklı bir mikrobiyomun şu yollarla bağırsak sağlığını desteklediğini göstermektedir: ●  Kolon hücrelerini besleyen maddeler üreterek, hücrelerin sıkı bir bariyer oluşturmasını sağlar ve zararlı bakterilerin bağırsak duvarını geçmesini zorlaştırır. 
●  Bağırsaktaki bağışıklık hücreleriyle etkileşime girerek iltihabı azaltıcı mekanizmaları destekler. 
●  Bağırsak astarını mukus üretmeye teşvik ederek zararlı bakterilere karşı ek bir koruyucu tabaka oluşturur.
Hayvan çalışmalarında sağlıklı bir mikrobiyomun bağırsak bariyerinin oluşumu ve korunması için kritik olduğu gösterilmiştir. Mikrobiyomu olmayan veya antibiyotikler nedeniyle mikrobiyomu ciddi şekilde zarar görmüş hayvanların bağırsak duvarlarının daha kolay hasar gördüğü gözlemlenmiştir. Dengesiz bir mikrobiyom: İnflamasyon ve bağırsak hasarı Mikrobiyomdaki zararlı ve yararlı mikroorganizmaların iyi bir dengesi yoksa ne olur? Bağırsak bariyeri daha geçirgen bir hale gelebilir. Bu durum zararlı mikroorganizmaların ve toksinlerin bağırsak dokusuna ve oradan da kan dolaşımına geçmesine neden olabilir. Sonuç olarak, bağışıklık sistemi bu istilacılara tepki verir ve bağırsakta kronik inflamasyon gelişebilir. Bu da bağırsak yapısına zarar verebilir ve genel sağlığı olumsuz etkileyebilir. Mikrobiyom dengesizliği, disbiyozis olarak adlandırılır. Disbiyozisle ilişkili inflamatuar süreçler inflamatuar bağırsak hastalığının temel özelliklerinden biridir. Bu durum bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesine yol açarak bağırsak duvarında kronik iltihaplanmaya ve doku hasarına neden olabilir. Probiyotikler: Umut verici ancak sınırlı kanıt Probiyotikler – yani; takviyelerde veya kefir, yoğurt ve turşu gibi fermente gıdalarda bulunan canlı mikroorganizmalar – inflamatuar bağırsak hastalığı için potansiyel bir tedavi yöntemi olarak öne sürülmüştür. Bu yaklaşımın temelinde yararlı bakterileri beslenme yoluyla alarak mikrobiyom dengesini yeniden sağlamak, inflamasyonu azaltmak ve bağırsak bariyerini güçlendirmek fikri yatmaktadır. Peki, bilimsel kanıtlar bu konuda ne söylüyor? Şu ana kadar hiçbir probiyotik tedavi IBH için rutin olarak önerilmemektedir. Küçük çaplı randomize çalışmalar belirli probiyotiklerin standart immünosüpresif tedavilerle karşılaştırıldığı araştırmalar yürütmüştür. Bu çalışmalar IBH semptomlarını, remisyon oranlarını ve yaşam kalitesini ölçmeyi amaçlamıştır. Ancak elde edilen sonuçlar karışıktır ve kesin bir fayda sağladığını gösteren güçlü kanıtlar henüz bulunmamaktadır. Ülseratif Kolit: Bazı araştırmalar Bifidobacteria ve Lactobacilli gibi belirli bakteri türlerinin ülseratif kolit üzerinde kısmen etkili olabileceğini göstermektedir. Bu probiyotikler semptomları hafifletmeye, remisyonu desteklemeye ve yaşam kalitesini iyileştirmeye yardımcı olabilir. Ancak bu etkiler standart tedavilere kıyasla oldukça sınırlıdır ve probiyotikler tek başına yeterli bir tedavi seçeneği olarak tıbbi uygulamalarda kabul görmemektedir. Crohn Hastalığı: Probiyotikler ülseratif kolite kıyasla Crohn hastalığında daha az araştırılmıştır. Yapılan sınırlı sayıdaki çalışmanın çoğu probiyotiklerin semptomları azaltmada veya remisyonu sağlamada plasebodan daha etkili olmadığını göstermektedir. Bu nedenle Crohn hastalığında probiyotik kullanımı için yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Beslenme, Lif ve Prebiyotikler Bağırsak mikrobiyotasının bileşimi ve işlevi, beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak değişebilir. Üstelik bu etki yalnızca probiyotik içeriğiyle öne çıkan yoğurt, kefir ve diğer fermente gıdalar gibi besinlerle sınırlı değildir. Tüketilen gıdalar genel olarak mikrobiyotanın dengesini şekillendirir ve bağırsak sağlığını doğrudan etkileyebilir. Bağırsak bakterilerinin diyet lifini parçalayabilmesi sağlıklı bir mikrobiyomun temel unsurlarından biridir. Lif açısından zengin bir beslenme yararlı bakterilerin sayısını artırarak bağırsak sağlığına olumlu katkıda bulunur ve inflamasyonu azaltıcı etki gösterebilir. Bağırsakta emilmeyen ancak bağırsak mikrobiyotası tarafından tüketilen besin bileşenlerine prebiyotik denir. IBH hastalarında prebiyotiklerin etkilerini destekleyen kanıtlar sınırlı olsa da umut vericidir. Bununla birlikte, şu anda genel kullanım için önerilen belirli bir prebiyotik gıda veya takviye bulunmamaktadır. Ancak Akdeniz diyeti; lif açısından zengin sebzeler tam tahıllar ve baklagiller gibi prebiyotik etkisi olabilecek besinleri içermesi nedeniyle IBH semptomlarını ve inflamasyon belirteçlerini hafifçe azaltabilir. Bu etkiler sınırlı olsa da Akdeniz diyeti genel sağlık üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Bu nedenle Amerikan Gastroenteroloji Derneği (AGA) IBH hastalarına bu diyeti önermektedir. Sonuç: Probiyotikler ve Prebiyotikler IBH Tedavisinde Ne Kadar Etkili? Probiyotikler ve prebiyotikler IBH tedavisinde umut vadeden yaklaşımlar olsa da bu potansiyeli tam olarak nasıl kullanabileceğimiz henüz net değil. Mevcut kanıtlar probiyotiklerin gelecekte IBH yönetiminde etkili bir yöntem olabileceğini gösterse de bağırsak mikrobiyotasının karmaşıklığı nedeniyle herkese uyan tek bir tedavi modelinin başarılı olması olası görünmemektedir. Ayrıca, probiyotiklerin hangi formda (kapsül, toz, gıda), hangi dozda ve ne kadar süreyle kullanılması gerektiği konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu sorulara kesin yanıtlar bulunana kadar probiyotikler ve prebiyotikler IBH tedavisinde standart immünosüpresif tedavilerin yanında tamamlayıcı bir strateji olarak değerlendirilmeye devam edecektir. 
 “Bu yazı, Harvard Health Publishing’in “Can probiotics help calm inflammatory bowel disease?” adlı makalesinin çevirisidir. Orijinal yazıya buradan ulaşabilirsiniz.” Çeviri: Stajyer İrem Sena Erken - [Hamilelik ve Diyet: Gıda Bilgi Formu](https://esmakilic.com/2022/11/18/hamilelik-ve-diyet-gida-bilgi-formu/): Gebelik öncesi ve gebelik döneminde anne adayları hem kendi sağlıkları hem de bebeğin sağlığı için sağlıklı beslenmelidir. Bu dönemde takip edilen yeterli ve dengeli bir beslenme planı, bebeğin büyüme ve gelişmesine katkı sağlarken hayata en sağlıklı şekilde başlamasına yardımcı olacaktır.. Bu yazı gebe kalmayı düşünen ve gebe kadınları beslenme pratikleri yönünden desteklemek için hazırlanmıştır.  Hamilelik boyunca sağlıklı beslenme Hamilelik döneminde genel sağlıklı beslenme kurallarına uymak gerekir. Kişiden kişiye değişmekle birlikte günde 3 öğün, gerekirse iki veya üç ara öğün düzenli yemek yemek gerekir. İki öğün arası 12 saatten fazla tutulmamalıdır. Kahvaltı pratikleri olmayan kadınlar sabah güne küçük atıştırmalar tüketerek başlayabilir.  Ana öğünler çeşitli yemek gruplarından oluşmalıdır. Eğer daha fazla enerjiye ihtiyacınız varsa, protein veya tam tahıllı karbonhidrat porsiyonunu arttırabilirsiniz. Sıvılar (su, meyve çayları, süt gibi) hidrasyonunu korumak için önemlidir. – Kişiden kişiye değişmekle birlikte günde 1900 ml (8 su bardağı) su tüketilmelidir. – Eğer hastaysanız, hava çok sıcaksa veya egzersiz yaptıysanız daha fazla sıvı tüketmelisiniz. Gıda Hijyeni Uygulamaları  Bebek için risk faktörlerine bağlı olarak dikkat edilmesi gereken ya da kaçınılması gereken besinler; Risk faktörü Dikkat edilmesi gereken besinler Dikkat edilmesi gereken durumlar Salmonella Çiğ kabuklu deniz ürünleri  Çiğ veya az pişmiş etler Pastörize edilmemiş sütler  Çiğ veya az pişmiş yumurta Çiğ etlere dokunduktan sonra mutlaka ellerinizi yıkayın.  Çiğ gıdaları pişmiş gıdalardan ayrı olarak saklayın.  Pastörize süt ve yumurta ile yapılan işlenmiş dondurma güvenlidir.  Listeria Bazı keçi peynirleri dahil yumuşak, olgunlaştırılmış peynirler Pastörize edilmemiş tüm süt ürünleri Açık satılan dondurma Paket alınan ve pişirilip bekletilmiş hazır yiyeceklerin iyice ısıtılmış ve çok sıcak olmasına emin olun. Tütsülenmiş balıklarla bağlantılı bir listeria salgını nedeniyle, yalnızca tütsülenmiş balık ürünlerinden iyice pişirilmiş olanlardan yemelisiniz. Cıva, dioksinler gibi kirleticiler Kılıç balığı, köpek balığı ve marlin balığı Tuna balığı tüketiminizi haftada dört orta boy kutu veya iki kalın dilim olarak kısıtlayınız.  Haftada iki defa somon, orkinos, sardalya gibi yağlı balıklar tüketilmeli. Vitamin A A vitamininden olan retinolü aşırı içeren multivitamin takviyeleri Karaciğer ve karaciğer ürünleri Kafein Yüksek kafein içeriği etiketine sahip gıdalar Günde 200mg’dan fazla kafein tüketilmemeli. Bir günde 2 kupa kahve, 1 kupa filtre kahve ya da 3 fincan çaydan fazla tüketim olmamalıdır. Kola, yüksek enerjili içecekler ve çikolata kafein içeren diğer gıdalardır. Soğutulmuş yiyecekler doğru sıcaklıkta (5°C’nin altında) saklanmalıdır. Tarihi geçmiş yiyecekler tüketilmemelidir. Meyve ve sebzeler iyice yıkanmalıdır. Hamilelikte Alkol Birleşik Krallık yönergelerine göre hamilelik planlayan ve hamiler kadınlar için en güvenli seçenek alkolden uzak durmaktır. Alkol düşük riskini arttırabilir. Aynı zamanda bebekte zayıf büyüme, öğrenme ve davranışsal zorlukları içeren ‘Fetal Alkol Spektrum Bozukluğu’ olarak bilinen bir grup problemi tetikleyebilir. Eğer hamilelik döneminde alkol tüketimiyle ilgili endişeleriniz varsa doktor ve diyetisyeninizle konuşmalısınız. Sigara içmek Hamilelik sırasında veya öncesinde siz veya partneriniz sigara içmemelisiniz. Sigara içmek; erken doğuma, düşük doğum ağırlığına ve diğer uzun dönem sağlık problemlerine neden olarak bebeğe zarar verebilir.  Fiziksel Aktivite Eğer hamileyseniz günde en az 30 dakika orta yoğunlukta aktiviteyi hedeflemelisiniz. Eğer egzersiz yapmıyorsanız haftada 3 gün en fazla 15 dakika ile başlayabilir ve kademeli olarak 30 dakikaya çıkarabilirsiniz. Hamilelikten önce düzenli olarak egzersiz yapanların egzersize devam etmeleri sakıncalı değildir. Sağlıklı İpuçları 1) Ana besin gruplarını içeren çeşitli besinler tüketilmelidir. 2) Her gün demir ve kalsiyum kaynakları tüketilmelidir. 3) Kahvaltı, öğle ve akşam yemeği gibi düzenli öğünler yapılmalıdır. (Mide bulantısını azaltmaya yardımcı olur.) 4) Günlük Folik Asit ve D vitamini takviyesi alınmalıdır. 5) Vegan beslenme gibi daha kısıtlayıcı beslenme tarzlarını benimseyenler için bazı besin  takviyeleri fayda sağlayabilir. 6) Eğer inek sütüne alternatif olarak bitkisel sütler tercih edilecekse kalsiyum ve iyot ile güçlendirilmiş olanlar tercih edilmelidir.  7) Alkolden, sigaradan ve belirli yiyeceklerden uzak durulmalıdır. 8) Düzenli egzersiz yapılmalıdır. 9) Düşük kilolu ( BKI <18, 5kg/ M2) , fazla kilolu (BKI >25 kg/m2) ya da çoklu hamilelik yaşayanlar bu süreçte mutlaka bir diyetisyen desteği almalıdır. Sıkça Sorulan Beslenme Soruları İki kişilik yemeye ihtiyacım var mı? Hayır. Tüketmeye ihtiyaç duyduğunuz miktar, hamileliğe başladığınız beden kitle indeksinize (BKI) bağlıdır. Sağlıklı BKI aralığında ortalama bir yetişkinin hamileliğin başında günde yaklaşık 1900 kkal’a ihtiyacı varken enerji ihtiyacı 6. Aydan itibaren 200 kkal kadar yükselecektir. Beslenme ihtiyaçlarımı karşıladığımı nasıl anlarım? Sağlıklı ve çeşitli bir diyete odaklandığınızda, bebeğinizin optimum doğum ağırlığında doğması için vücudunuz doğal olarak yeterli kiloyu alacaktır.  Bu durum bebeklerin iyi bir şekilde büyümeye ve gelişmeye devam etmesi için önemlidir. Hamilelik boyunca kilo alımı konusunda bir rehbere ihtiyaç duyuyorsanız, ABD Tıp Enstitüsü’nden alınan aşağıdaki tablo rehber olarak takip edilebilir. Eğer kilonuz hakkında endişeliyseniz bir diyetisyenle görüşmelisiniz. Hamileliğin başlangıcında BKİ Hamilelikte kilo alma rehberi İkinci ve üçüncü trimesterlarda ortalama haftalık kilo alma oranı 18.5 dan küçük 12.5-18kg 0.5kg/hafta 18.5-24.9 11.5-16kg 0.4 kg/hafta 25-29.9 7-11.5kg 0.3 kg/hafta 30 ve üzeri 5-9kg  0.2 kg/hafta Daha yüksek enerji alımını ne zaman düşünmen gerekir? Düşük kiloluysanız veya hamilelik boyunca fiziksel olarak çok fazla aktifseniz enerji gereksinimleriniz; hamilelik, fetüsün gelişimi ve emzirme için rezerv oluşturma ihtiyaçlarınızı karşılamak için artacaktır. Enerji artış miktarının bireysel olarak değerlendirilmesi gerekir. Eğer yeterince kilo alamıyorsanız bir diyetisyenle görüşün. Ek besin takviyeleri almalı mıyım? Evet. Hamilelik boyunca folik asit ve D vitamini gibi takviyelere ihtiyaç duyulur. Vejetaryen veya bitki bazlı diyet tüketenlerin ek olarak iyot, omega-3 yağ asitleri ve B12 vitamin takviyesi almaları gerekebilir. Folik asit, bebeğinizin nöral tüp defekti (NTD) geliştirme riskini azaltmaya yardımcı olur. Hamilelik planlanmasından (doğum kontrolü bıraktığınız andan itibaren) hamileliğinizin 12. haftasına kadar her gün folik asit takviyesi almalısınız. NTD’li bir bebeğe sahip olma riskiniz artıyorsa, daha fazlasına ihtiyacınız olabilir. Bazı insanlar daha yüksek dozda folik asit alıyor. Neden? Eğer bebeğinizin NTD riski normalden daha yüksek ise daha fazla folik aside ihtiyacınız olacaktır. Aşağıdaki durumlarda doz artışı yapmanız önerilebilir:  Ayrıca folattan zengin besinleri (yeşil sebzeler, güçlendirilmiş ekmek ve kahvaltılık gevrekler) diyetinize dahil etmek faydalı olacaktır. D Vitamini: D vitamini Kalsiyum emilimine yardımcı olur ve kemik sağlığı için çok önemlidir. Vücutta çok az bulunması bebeğinizde raşitizme neden olabilir. Hamilelik boyunca ve emzirme döneminde her gün D vitamini takviyesi alınmalıdır. Yüksek risk altındaki gruplar (artan cilt pigmentasyonu olan, güneş ışığına daha az maruz kalan veya obez bireyler) için daha yüksek dozda D vitamini gerekebilir. Ancak bunu desteklemek için daha fazla kanıt gereklidir. İyot: Hamilelik planlıyorsanız, hamileyseniz ya da emziriyorsanız iyot gereksiniminiz yükselecektir. Balık, süt ve süt ürünleri […] - [Neden Detoks Yapmamalısınız? - İngiliz Diyetisyenler Derneği Bildirisi](https://esmakilic.com/2022/08/25/neden-detoks-yapmamalisiniz-ingiliz-diyetisyenler-dernegi-bildirisi/): Detoks Diyetleri Detoks terimi son yıllarda sağlık ve güzellik dünyasında gittikçe popülerleşmeye başladı. Detoks yapmanın temelindeki düşünce, sağlıklı bir vücut için “vücuttaki zehirli atıkları” temizleme ihtiyacıdır. Detoks diyetleri ve sağladığı yararlarla ilgili ortaya atılan iddialardan bazıları şunlardır: hızlı kilo kaybı, düzenli bir sindirim sistemi, güçlü saç, tırnak ve sağlıklı bir cilt, iyileşmiş enerji seviyeleri, güçlü bağışıklık sistemi ve selülitlerin yok olması vs. Günümüzde “detoks diyeti” adı altındaki uygulamalar yaklaşık olarak bir günden bir aya kadar sürebilmektedir ve genellikle aşağıdakileri uygulamaları içermektedir: • kısa süreli oruç tutmak• sadece sebze ve meyve tüketmek• buğday ve süt ürünlerini kesmek • sınırlı sayıda gıda tüketmek• kafein ve alkolden kaçınmak• çeşitli yapay gıda ürünleri, haplar, losyonlar, ilaçlar. Detoks Efsanelerinin Dayanaksızlığı Detoks fikri tıbben anlamsızdır. Vücut, atıkları ve toksinleri detoksifiye etmek yani vücuttan uzaklaştırmak için kendi mekanizmalarına sahip gelişmiş bir sistemdir. Vücudumuz toksinler, alkol, sindirim ürünleri, ölü hücreler ve bakterilerden kaynaklanan kimyasallar gibi atık ürünleri yıkar, filtreler ve dışarı atar. Vücudumuzda çok sayıda organ bulunur. Bu organlardan deri, bağırsak, böbrek ve karaciğer hormonlardan aldığı sinyallere cevap vererek atık ürünleri vücuttan uzaklaştırmada rol oynar. Bu onarma ve temizleme işini, haplar veya belirli içecekler yapamaz. Detoks diyetlerinde sıklıkla kullanılan su vücut için elbette bir gereksinimdir fakat çok fazla su içmek hiç su içmemek kadar tehlikeli olabilir. Kulağa tahmin edilebilir gelse de sıklıkla göz ardı ettiğimiz bir nokta var: sağlı en iyi seviyeye ulaştırmanın yolu sağlıklı bir diyet ve düzenli fiziksel aktivitedir. Aynı zamanda sigara içmemek, daha az alkol almak, yeterli uyku, temiz hava ve egzersiz de daha sağlıklı ve enerjik hissetmenize yardımcı olacaktır. Tüm bu öneriler detoks adı altında kullanılan ilaçlar, losyonlar ve gıda eliminasyonlarından çok daha sağlıklıdır ve daha iyi hissetmenizi sağlayabilir. Meyve ve Sebzelerin Yararları Detoks diyetleri genellikle meyve ve sebzelerin yararlarından bahseder. Meyve ve sebzeler günlük diyetin önemli bir parçasıdır ve günde en az 5 porsiyon tüketilmesi önerilir. Meyve ve sebzeler; vitaminler, mineraller, antioksidan ve diyet lifi sağlarlar ancak tek bir sebze/meyve tedavi edici veya mucizevi olamaz. Önemli olan çeşitliliğin sağlanmasıdır. Buğday ve süt ürünleri alerjiniz var ise? Detoks diyetlerini destekleyenler genellikle buğday ve süt ürünleri gibi gıdaların detoksifiye olması nedeniyle vücuda alınmaması gerektiğini düşünürler. Bilimsel olarak gerçek olan şudur: bu yiyecekler vücuda önemli besin ögeleri sağlar. Bu nedenle buğday ve süt ürünleri tüketmediğinizde kaybedilen besin ögelerini yerine koymanız gereklidir. Bu besin ögelerini almadığınızda bazı vitamin mineral eksiklikleri yaşanabilir ve bu durum sağlığınıza zarar verebilir. Eğer süte, buğdaya ve herhangi bir yiyeceğe alerjiniz veya intoleransınız olduğunu düşünüyorsanız doktorunuza ve diyetisyeninize danışmalısınız. Oruç Hakkında Gerçekler Oruç tutmak veya tükettiğiniz besinleri ciddi kısıtlamak besin ve enerji alımlarını sınırlandırdığı için olumlu etkiler yaratabilir. Bu durumda hızlı kilo kaybı görülebilir ancak bu kilo kaybı yağ yerine büyük ölçüde su ve glikojenden (vücudun karbonhidrat depoları) meydana gelmektedir. Bu süreç sonunda gün içinde daha öncekine kıyasla aynı enerjiye sahip olmayabilirsiniz ve ayrıca yorgunluk hissedebilirsiniz. Oruç tutarken yalnızca vücudunuzdaki mekanizmaların işlemlerini gerçekleştirmesi için gerekli olan enerjiyi alırsınız ve bu durum sağlıklı kilo yönetimi için de yararlıdır. Ancak daha sonrasında eski yemek alışkanlıklarınıza geri dönerseniz ve verdiğiniz kiloları geri almanız olasıdır. Dengeli beslenme Kafein, alkol, yüksek yağlı ve yüksek şekerli yiyeceklerin aşırı alımlarından kaçınmak gereklidir. Detoks diyetlerinin önerdiği taze yiyecekleri tüketebilirsiniz. Sağlığınız için en iyi yaklaşım günde en az beş porsiyon sebze ve meyve, küçük porsiyonlarda tam tahıllı karbonhidratlar, az yağlı süt ürünleri, yağsız et, balık, fasulye ve bakliyat gibi alternatifleri içeren dengeli bir diyet modelidir. Alkol veya kafein tüketiyorsanız makul ölçülerde sınırlandırmalısınız. Kilo vermek istiyorsanız tükettiğiniz gıdaların porsiyon boyutlarına dikkat etmeli ve gün içinde aktif olmaya özen göstermelisiniz. Özet olarak; Detoks diyetleri sağlıklı bir beslenme modelinden ziyade bir pazarlama yöntemidir. Detoks uygulamalarının sonuçlarıyla ilgili iddiaların çoğu abartılı olup bilimsel olarak kanıt düzeyleri çok azdır. Detoks diyetleri/uygulamaları yerine sağlıklı ve çeşitli besinleri içeren dengeli bir diyet modeli ve aktif bir yaşam tarzına sahip olmak doğru bir yaklaşımdır. Bu yazı İngiliz Diyetisyenler Derneği bildirisi olup İngilizceden Türkçeye çevirilmiştir. Çeviri: Sema Ayar - [Çocuklar ve Gençler Arasında Artan Yeme Bozukluklarına İlişkin Ebeveynlerin Bilmesi Gerekenler](https://esmakilic.com/2022/08/04/cocuklar-ve-gencler-arasinda-artan-yeme-bozukluklarina-iliskin-ebeveynlerin-bilmesi-gerekenler/): Pandemi sırasında ruh sağlığı sorunlarıyla hastaneye başvuran çocuk ve gençlerin sayısının fazlasıyla arttığını görüldü. Özellikle ergenlik dönemindeki kızlar arasında yeme bozukluklarında kayda değer bir artış olduğu söylenebilir. Yeme bozuklukları genel olarak yiyeceklerle kurulan sağlıksız ilişkiyi ve kişinin kilolarıyla ilgili takıntılarını içerir. Ne yazık ki yeme bozuklukları yaygın görülen bir durumdur. Dünyadaki her yedi erkekten biri ve her beş kadından biri 40 yaşına kadar yeme bozukluğu yaşar. Bu vakaların %95’inde yeme bozukluğu 25 yaşına kadar başlar. Birçok yeme bozukluğu türü özellikle çocukları ve gençleri etkileyebilir: Anoreksiya nervoza, aşırı kilo alma korkusu ile karakterize bir yeme bozukluğudur. Anoreksiya nervoza hastaları, sağlıklı bir kilodayken ve hatta çok zayıfken bile kendilerini fazla kilolu olarak görürler. Anoreksiya nervozanın iki tipi vardır: Kısıtlayıcı tip, insanların kilolarını kontrol edebilmek için yediklerini büyük ölçüde sınırlamalarıdır. Tıkınırcasına yiyip kusan tipte ise insanlar neyi ne kadar yediklerini sınırlandırmakla kalmayıp tıkınırcasına yer ve kusarlar. Daha açık bir ifadeyle; bir kerede çok miktarda yiyecek tüketip kusma, müshil, diüretik veya aşırı egzersiz yoluyla aldıkları kalorilerden kurtulmaya çalışırlar. Bulimia nervoza, bir kişinin yediklerini sınırlamadan aşırı yemeyi ve kusmayı içerir.  Tıkınırcasına yeme bozukluğu, insanların tıkınırcasına yemek yediği kusmanın olmadığı bir yeme bozukluğu türüdür. Bu tür Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en yaygın yeme bozukluğudur. Kaçınan ve kısıtlayıcı gıda alımı bozukluğu, çocuklukta en yaygın olan yeme bozukluğu türüdür. Kişi yediği yemeğin miktarını ve türünü sınırlar ancak bunu kilolarından endişe duyduğu için yapmaz. Örneğin; iltihaplı bağırsak hastalığı olan biri yemek yemeyi ağrı ve rahatsızlıkla ilişkilendirip bu nedenle yemek yemekten kaçınabilir. Duyusal sorunları olan çocuklar, belirli yiyeceklerin kokusunu, dokusunu veya tadını son derece nahoş bulup onları yemeyi reddedebilir. Bu durum ‘’seçici yemek’’ ten daha fazlasıdır ve beslenme yetersizliğine sebep olabilir. Yeme Bozuklukları Hakkında Yanlış Bilinenler Çoğu insan yeme bozuklukları dendiğinde aşırı zayıf birini düşünür ancak yeme bozukluğu olan bir kişi normal bir kiloda veya aşırı kilolu olabilir. Yeme bozuklukları hakkında  bilinmesi gereken belki de en önemli şey bu durumda ciddi bir zihinsel sağlık sorunu olduğu ve bu durumun ciddi bir tehlike yaratabileceğidir. Yeme bozuklukları vücudun birçok bölümünü etkileyip zarar verebilir ve hatta ölümcül olabilir. Tüm yeme bozuklukları arasında ölüme yol açması en muhtemel olanı anoreksiya nervozadır. Ebeveynlerin Bilmesi Gerekenler: Yeme Bozukluklarının Belirtileri Pandeminin getirdiği izolasyon, stres, sosyal medyada aşırı zaman geçirme gibi durumlar göz önüne alındığında çocuklarda ve gençlerde yeme bozukluklarının artması şaşırtıcı değildir. Ebeveynlerin -aşağıdaki belirtiler de dahil olmak üzere- çocukların bir yeme bozukluğuna sahip olabileceğine dair işaretleri izlemesi önemlidir. Yedikleri besinlerde, yeme zamanlarında ve yeme miktarlarındaki değişiklikler Yeme konusunda alaycı veya kısıtlayıcı tavırda olmak Olağandışı ağırlık dalgalanmaları Bedenleri veya vücut ağırlıklarıyla ilgili mutsuzluğunu ifade etmek Normalden çok daha fazla egzersiz yapmak Banyoda çok zaman geçirmek Çocuğunuzun yeme bozukluğu olabileceğini düşünüyorsanız yeme bozukluklarının kişinin seçimiyle ilgili olmadığını bilmeniz gerekir. Yeme bozukluklarının oluşmasında anksiyete ve depresyon gibi ruh sağlığı sorunları büyük rol oynar ve bu durumun altında genellikle duygusal sorunlar yatar. Araştırmalar, gereğinden az ya da çok yemek yemenin açlığı ve yiyecek alımını kontrol eden beyin işleyişini etkileyerek yeme bozukluğu oluşumunu güçlendirdiğini gösteriyor. Bu yazı daha önce Harvard Health Publishing websitesinde İngilizce olarak yayınlanmıştır. Çeviri: İrem Akkaş - [Onkolojide Şeker Meselesi: Şeker Kanseri Besler Mi?](https://esmakilic.com/2022/07/20/onkolojide-seker-meselesi-seker-kanseri-besler-mi/): Araştırmacılar şeker ve kanser arasındaki bağlantıyı incelemeye devam ederken, medya ve internet kaygılandıran spekülasyonların ve yanlış bilgilerin kaynağı olmaya devam etmektedir. Elbette, glikozun ( vücutta en çok kullanılan şeker formu) vücuttaki her hücreyi beslediği, beynin işlevi için önemli olduğu, vücudun normal kan şekeri seviyelerini koruduğunu yönünde kanıtlar vardır. Diyette herhangi bir karbonhidrat olmasa bile vücut protein ve yağ gibi diğer kaynaklardan şeker üretecektir. Şekerin doğrudan kanser hücrelerininin büyümesinde yakıt olabileceği fikri bazı kanser hastalarının karbonhidrat içeren bütün gıdalardan kaçınmasına neden olabilir. Bu durum kanser ve tedavilerinin yan etkileri ile uğraşırken kiloyu korumakla mücadele eden herkes için zarar verici olacaktır. Daha da önemlisi, ‘şekerden’ tamamen kaçınmaya çalışmanın oluşturduğu kaygı sonucunda vücutta stres meydana gelir. Stres, kan şekeri seviyelerini yükselten ve immün fonksiyonları baskılayan bağışıklık hormonlarının üretimini arttırarak savaş ya da kaç mekanizmalarını harekete geçirir. Bunların her ikisi de, ilk olarak şekeri diyetten kaldırmanın faydalarını azaltabilir. Pek çok araştırma, kanser hücresinin büyümesini etkileyen ve diğer kronik hastalıkların riskini arttıran şekerin yüksek insülin seviyeleri ve büyüme faktörleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. Birçok kanser hücresi türünün çok miktarda insülin reseptörlerine sahip olması nedeniyle insülinin büyümeyi teşvik etme yeteneği normal hücrelere göre daha fazla kendisini gösterir. Yediğiniz tüm karbonhidratlar, bağırsakta basit şekere parçalanarak, kanda emildikleri yerde kan şekeri seviyelerini yükseltirler. Pankreas, kan dolaşımınına dahil olan ve aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok önemli işlevi gerçekleştiren olaylara cevap olarak insülin salgılar: Hücreye girmek için sinyal glikozu Her hücre vücudun geri kalanıyla, hücrelerin dışındaki (zar) reseptörlere bağlanan kimyasal sinyaller aracılığıyla iletişim kurar. Bu reseptörler bir kilit ve anahtar gibi davranırlar: Her mesaj, kilidi açmak için doğru anahtarı gerektirir. İnsülin, hücre zarındaki reseptörüne bağlanır ve hücre içinde bir dizi adım başlatır. Bu adımlar, şekerin enerji için kullanılmak üzere hücreye girmesine izin verir. 2. Kalorilerin yağ olarak depolanmasını sağlamak İnsülin seviyelerinin yüksek olması vücutta bol miktarda besin bulunduğunun ve bu fazla kalorilerin vücudun işlevleri ve gelecekteki “zayıf zamanlar” için rezerv oluşturmak için kullanılması gerektiğinin bir işaretidir. Tek seferde çok miktarda basit karbonhidrat tüketmek, insülin seviyelerini hızla yükseltebilir. Yüksek insülin seviyeleri, bir çeşit “geri tepme” etkisiyle kan şekerinde hızlı bir düşüşe neden olabilir. Düşük kan şekeri seviyeleri daha sonra vücuda enerjinin azaldığını gösterir. Bu durum iştahı tetikler, sizi tekrar yemeye teşvik eder, kan şekeri seviyelerini tekrar yüksek seviyeye getirir. Kan şekeri seviyeleri “dibe vurmuş” iken, insanlar aç, asabi ve aşırı yemeye eğilimlidir. Bu, vücudun kan şekeri ve insülin seviyelerinin hızla yükselip düşmesiyle bir “kısır döngü” haline gelebilir. Yediğiniz ekstra kalori, özellikle aşırı insülin salgılanması yağ depolanmasını arttırdığı için kilo almanıza neden olabilir. Sürekli yükselen insülin seviyeleri için risk faktörleri şunlardır: ● Genetik duyarlılıkİnsülin mesajına “dirençli” olan hücreler, hücreye şeker girişinde daha yavaştır. Kan şekeri daha uzun süre yüksek kalır ve vücut daha fazla insülin üreterek bu duruma yanıt verir. Daha fazla insülin üretildiğinde, daha fazla kalori yağ olarak depolanır. Tarihsel olarak, bu “tutumlu genler”, eski zamanlarda insanların bolluk zamanında kilo alımını teşvik ederek, aralıklı kıtlık dönemlerinde hayatta kalmasına yardımcı oldu. ●  HareketsizlikFiziksel aktivite, hücrelerin glikoz kullanma yeteneğini geliştirir. Bu durum kan şekeri seviyelerinin düşük ve daha normal bir aralıkta tutulmasına yardımcı olabilir. Bunun tersi olması halinde kanda kan şekeri yükselir ve daha fazla insülin üretimini tetiklenir. ●  Fazla kilo ve obeziteKarın çevresinde oluşan yağlar metabolik olarak aktiftir ve insülin sinyalinin daha yavaş işlenmesine ve kan şekerinin daha yavaş düşmesine yol açar. Bu durum da insülin direncine yönelik herhangi bir genetik eğilim durumunu kötüleştirebilir. İnsülin direnci ve diyabet kanser prognozunu etkiler mi? Diyabet ve kanser, klinik olarak bekleneneden daha sık birlikte görülür. Sağlık uzmanları ve pek çok araştırmacı üzerinde çalışsa da bu iki hastalık arasındaki ilişkinin tüm ayrıntılarını henüz çözebilmiş değiller. Diyabet ve kanser hakkındaki fikir birliği raporuna göre, diyabet ve kanser arasındaki ilişkinin doğrudan olup olmadığı (örneğin, hiperglisemi [yüksek kan şekeri seviyeleri] nedeniyle), diyabetin kanser riskini değiştiren biyolojik faktörlerin altında yatan bir belirteç olup olmadığı belirsizliğini koruyor. Bu rapor, diyabetin karaciğer, pankreas, endometriyal, kolorektal, meme ve mesane kanserleriyle ilişkilendiren araştırmaları vurgulamaktadır. Ayrıca, diyabetli kişilerde insülin direncini azaltmak için kullanılan yaygın bir ilaç olan metforminin, kanser tedavisinin potansiyel yararı için çalışılıyor olması da ilgi çekicidir. Doğru tabak seçimi Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR) web sitesinde özetlenen ve aşağıda açıklanan bir yemek planlama kılavuzu olan “tabak modeli”, genel diyet ve kanser ile ilgili kaygıları ele alır. Tabak modeli, yiyecek seçimlerini basit hale getirebilir ve stresi azaltabilir. Ek olarak, fiziksel aktivite, kan şekeri seviyelerinin dengelenmesinde önemli bir rol oynar, diyet ve egzersizin kritik etkileşimini güçlendirir. Sağlıklı bir diyet ve düzenli fiziksel aktivite, kanseri önlemek isteyenler ve kanser hastaları için önemlidir. AICR tarafından özetlenen beslenme ve egzersiz yönergelerini anlamak, “şekerle beslenen kanser” hakkında sahip olabileceğiniz stresin bir kısmını azaltmaya yardımcı olabilir. Bu, internette okuduğunuz veya arkadaşlarınızdan ve ailenizden duyduğunuz beslenme bilgileri için farklı bir bakış açısı sunabilir. AICR hedefleri, kanser tedavisi sırasında aşırı ve sağlıksız kilo kaybına ve kas kütlesinin azalmasına neden olabilecek kısıtlayıcı diyetlerden kaçınmanıza yardımcı olabilir. Eğer normal miktarlarda yemek yiyebiliyor ve kilonuzu koruyabiliyorsanız, karbonhidratları, özellikle basit karbonhidratları sınırlamak sağlıklıdır. Ketojenik bir diyet kullanarak (günde 20 gramdan az karbonhidrat) neredeyse tüm karbonhidrat alımını ortadan kaldırmak, beyin tümörlerini ve ileri meme ve prostat kanserlerini yönetmek ve tedavi etmek için olası bir yol olarak araştırılmaktadır. Bu konuda kanıtlar henüz kesinleşmemiştir Ancak, diyette yağ oranı çok yüksek olduğu ve diyet karbonhidratları ile proteini ciddi şekilde sınırlandığı için tat ve kabul edilebilirlik ile ilgili sorunlar oluşur. Ayrıca ketojenik diyet, istemeden kilo kaybına da neden olabilir. Kanserli bireyler bu diyeti deniyor olsa da, ketojenik diyet kanser tedavisinde tartışmalı olmaya devam ediyor. Bu diyet türünde kalorinin yaklaşık %70’ini yağdan sağlanırken, düşük yağlı diyetlerde kalorinin yaklaşık %20’si yağdan sağlanmaktadır. Aşırı düşük karbonhidratlı diyetlerin tüm kanser türleri için etkili olması pek olası değildir. Daha fazla kanıt gösterilene kadar, doktorunuz ve diyetisyeninizle görüşmeden bu tür diyetleri denememelisiniz. Tüm karbonhidratlar aynı mıdır? Temel karbonhidrat içeriğinin dışında lif, protein ve yağ gibi diğer faktörler mide boşalma, sindirim ve glikoz emilim oranlarını etkiler. Bunların hepsinin sonucu karbonhidratların kan şekeri seviyelerini nasıl etkilediğini gösterir. Glisemik indeks, belirli bir karbonhidratın kan şekeri seviyeleri üzerindeki etkisinin bir ölçüsü olarak kullanılır. Glisemik yük, GI kavramını bir kişinin yiyebileceği normal porsiyonlarla birleştirir. Glisemik indeks , bir besinden 50 gram karbonhidrat aldıktan sonra kan şeker düzeyi izlenerek ölçülür. Kan şekeri seviyelerindeki değişiklikler, standart referanslarla veya diğer yiyeceklerle karşılaştırılır. Test edilen besinden kan şekerindeki artış, referans olan besinle karşılaştırılır ve sonuçlar yüzde olarak verilir. Bu yüzde, GI numarasını belirler. Genel olarak düşük sayılar çok daha […] - [Bağırsak Mikrobiyatası Çeşitliliği İçin Çeşitli Diyet: Kevin Whelan Röportajı](https://esmakilic.com/2022/07/19/bagirsak-mikrobiyatasi-cesitliligi-icin-cesitli-diyet-kevin-whelan-roportaji/): Bağırsak sağlığını hangi diyet türü destekler? “Süper Yiyecekler” bağırsak mikrobiyatanıza iyi gelir mi? Sağlığınız için iyi olan besinler gezegenimiz için de iyi mi? Kevin Whelan, 9. Sağlıklı Dünya için Bağırsak Mikrobiyotası Zirvesi’ndeki bir röportajda bu soruları cevapladı. Dünya Mikrobiyom Gününden iki hafta sonra, Madrid’de düzenlenen 9. Sağlıklı Dünya için Bağırsak Mikrobiyotası 2020 Zirvesi’nde King’s College London Beslenme Bilimi Departman Başkanı Profesör Kevin Whelan ile gerçekleştirilen yeni bir Gut Microbiota For Health video röportajını Türkçeye çevirdik. Video Röportaj Çevirisi: Bağırsak mikrobiyotamızı nasıl iyi durumda tutabiliriz? Moda olan süper yiyecekler bağırsak mikrobiyotamızı iyi durumda tutmamıza yardımcı olur mu? – Süper gıda teriminden gerçekten nefret ediyorum. İlk olarak, diğer gıdaların süper olmadığı anlamına gelir oysa ki diyetimizde, sağlığımız için gerçekten harika olan bolca normal gıda var. Bolca meyve, sebze ve tam tahıllar da benim için süper gıdalar. İnsanların tek tek gıdaların süper olduğunu düşünmekten uzaklaşmalarını gerçekten isterim. Aynı zamanda bu, birçok farklı vitamin ve mineral, birçok farklı polifenol ve bol miktarda tam tahıl içeren, farklı renkte çeşitli meyve ve sebzeler tüketmek anlamına geliyor. Zeytinyağı gibi yağlardan tekli doymamış yağlar gibi sağlıklı yağlar tüketmeli ve kırmızı et alımını azaltmalıyız. Ama sağlıklı olmak için kırmızı eti dışlamak zorunda değiliz. Peki bağırsak sağlığını destekleyen bir diyet nasıl olmalı? – Akdeniz diyetiyle beslenen insanların diğerlerine göre daha çeşitli mikrobiyoma sahip olduklarını gösteren pek çok çalışma yapılmıştır. Şimdi bu “Eğer şimdi gidip Akdeniz diyeti ile beslenmeye başlarsanız, mikrobiyomunuz değişecek.” dememden biraz farklı. Akdeniz diyetinin bazı bileşenlerinin mikrobiyomu değiştirdiğini biliyoruz. Örneğin belirli meyve, sebze ve tam tahılları tüketmek mikrobiyomunuzu değiştirecektir. Yani insanlara, akdeniz diyet stilini takip etmeyi, sigaradan uzak durmayı ve egzersiz yapmak gibi diğer sağlıklı yaşam tarzlarına sahip olmayı tavsiye ediyorum. Bizim için sağlıklı olan gezegen için de sağlıklı mı?– Gıdaların sadece kendi sağlığımızı nasıl etkilediğini değil aynı zamanda yaptığımız gıda seçimlerinin gezegenimizin sağlığını da nasıl etkilediğini düşünmeliyiz. Bu yüzden yiyecekleri seçerken sorumluluk hissetmeliyiz. Bir açıdan bu, sağlıklı limitler dahilinde geniş sera gazı emisyonu olan yiyecekleri azaltmak anlamına gelir. Aynı zamanda bulunduğun bölgedeki yerel besinlerle bitki bazlı beslenme, hem kendi beslenmen hem de gezegen için gerçekten harika olabilir. Dünyanın başkan bir yerinde üretilen ve tabağınıza ulaşmak için dünyanın başka bir yerine taşınması gereken besinler çevreyi iyi yönde etkilemiyor. Röportajın orijinaline buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Çeviri: Duygu Danışkan - [Tip-1 Diyabet Teşhisi Alan Çocuklar İçin Beslenme Önerileri](https://esmakilic.com/2022/07/06/tip-1-diyabet-teshisi-alan-cocuklar-icin-beslenme-onerileri/): Çocuklar ve Aileleri İçin Önemli Bilgiler Tip-1 diyabet teşhisi alan birçok çocuğun ve ailesinin ilk sorduğu sorulardan biri ‘’Ne yiyebilirim?’’ veya ‘’Çocuğum ne yiyebilir?’’ oluyor. Tip-1 diyabetli bir çocuk tüm aile için önerilen, sağlıklı ve dengeli bir diyeti takip etmelidir. Diyabetli çocukların büyüme ve gelişimleri için beslenme gereksinimlerini karşılamak ve kan şekeri düzeylerini kontrol etmeye yardımcı olmak amacıyla günde üç öğün düzenli yemek yemeleri önemlidir. Sağlıklı bir diyet yüksek kolesterol gibi diyabet haricinde diğer rahatsızlıklara karşı koruma sağlayabilmesi için de önemlidir. Karbonhidrat kan şekerini doğrudan etkileyen tek besindir. Vücudun ana enerji kaynağı olduğu için karbonhidrattan zengin besinleri diyete dahil etmek önemlidir. Karbonhidrat; şekerli gıdalarda (örneğin kekler, tatlılar, gazlı içecekler), nişastalı gıdalarda (örneğin ekmek, patates, pirinç, makarna) ve doğal şeker içeren gıdalarda (örneğin meyve, meyve suyu, süt, yoğurt) bulunur. Şekerli besinler kan şekeri seviyelerinin hızla yükselmesine sebep olur. Bu nedenle düşük kan şekeri düzeylerinin (hipoglisemi) tedavisi dışında kaçınılmalıdır. Bir çocuğun tip-1 diyabet tanısından önce günlük su gereksiniminin artması muhtemeldir. Susuzluğun giderilmesinde kan şekerinin hızlı yükselmemesi için şekerli içeceklerden kaçınmak önemlidir. Ayrıca diyabet teşhisinden sonra çocuklar normalden daha aç hissedebilirler, insülin hormonu çalışmaya başladığında bu durum düzelir. Çocuğunuzun iştah durumu arttıysa sık sık atıştırmak yerine sağlıklı öğünleri daha büyük porsiyonlarda sunmaya çalışmalısınız. Tip-1 Diyabetli Çocuklar İçin Öneriler Her öğünde ekmek, makarna, patates, muz, pirinç gibi nişastalı karbonhidratlara yer verin. Nişastalı yiyecekler, gün boyu yenilen yiyeceklerin üçte birini oluşturmalıdır. Mümkün olduğunca tam tahıllı nişastalı yiyecekleri seçmeye çalışın ve ilave şeker, tuz ve doymuş yağ içeren besinlerden kaçının. Her öğünde et, balık, fasulye, bakliyat, kuruyemiş ve yumurta gibi yağsız proteinlere yer verin. Somon, uskumru ve sardalya gibi biri yağlı olmak üzere haftada en az 2 porsiyon balık tüketin. Süt, yoğurt veya peynir gibi süt ürünlerinden (5-18 yaş arası çocuklar) günde 3 porsiyon tüketin.(1 porsiyon = 125 gr yoğurt/ 30 gram sert peynir/ 200 ml süt.) Şeker oranı yüksek yiyecek ve içeceklerden kaçının. Az miktarda şeker içeren yiyecekler yemekle birlikte makul miktarlarda tüketilebilir. Daha düşük şeker alternatifleri için aşağıdaki listeyi kullanabilirsiniz. Günde en az 5 porsiyon meyve ve sebze tüketmeyi hedefleyin. Meyve suları günde maksimum 150 ml ile sınırlandırılmalı ve yüksek şeker içeriği sebebiyle sadece yemekle birlikte tüketilmelidir. (Düşük kan şekeri tedavisi için kullanıldığı zamanlar hariç.) Meyve ve sebzeler her gün tükettiğimiz besinlerin üçte birini oluşturmalıdır. Zeytinyağı gibi doymamış sağlıklı yağları tercih edin ve az miktarda tüketin. Öğünler arasında atıştırmalıklar yenirse bunlar her Novorapid insülin enjeksiyonu arasında toplamda 10 gramdan fazla karbonhidrat içermemelidir. Diyetisyeniniz size uygun olan atıştırmalıkların listesini verecektir. Tüketimi sınırlandırılması, kaçınılması  gereken yiyecek ve içecekler Daha düşük şekerli yiyecek ve içecek  seçenekleri Şekerli içecekler, meyve  ezmesi, asitli içecekler, enerji içecekleri,  milkshake Su, şekersiz veya şeker ilavesiz ezme, süt (Süt, karbonhidrat içeriği  nedeniyle öğünlerle birlikte tüketilmelidir.)  Aromalı yoğurtlar ve taze peynir Doğal veya şeker ilavesiz yoğurt/ taze peynir  vb., light yoğurt Tatlandırılmış kahvaltılık gevrekler,  ballı/buğdaylı gevrekler, çok tahıllı gevrekler,  çikolatalı pirinç patlakları, çikolata dolgulu  gevrekler Sade ve yulaf bazlı tahıl lapası, düşük şekerli müsli, buğday,  kepekli tahıllar, kepek gevreği Şuruplu pudingler, şekerlemeler, dondurma,  tatlı hamur işleri, şuruplu konserve meyveler, jöleler Sade meyve, doğal yoğurt, düşük şekerli sütlü puding,  şekersiz jöle, sade pankek, parça meyve Buzlu, çikolata kaplı, reçel veya krema dolgulu  kek ve bisküviler, şekerli mısır gevreği barları,  çikolatalar, şekerler Sade bisküvi, kraker, yulaflı kek, simit, çörek, fındık, sade patlamış mısır. Şeker, bal, marmelat, pekmez, reçel, çikolata sosu Az miktarda yapay tatlandırıcı (örn: Splenda,  Canderal), şekersiz fıstık ezmesi, yumuşak  peynir. ‘Diyabetik’ veya ‘şeker hastalarına uygun’ olarak etiketlenmiş gıdalardan kaçının. Bu ürünler genellikle  pahalıdır ve sorbitol, ksilitol gibi müshil etkisi olan tatlandırıcılar içerebilir. Birkaç hafta boyunca, diyetisyen tarafından öğünlerin ve  atıştırmalıkların karbonhidrat içeriğini hesaplamayı öğreten karbonhidrat sayımı eğitimi aile ve çocuğa verilecektir. Karbonhidrat sayımı daha sıkı kan şekeri kontrolü sağlamakla beraber çocuğa yemek yemek konusunda esneklik sağlar.  Diyabetli çocukların yemesi ve yememesi gereken yiyecekler hakkında birçok söylenti vardır. Belirli bir  yiyecek veya içecekten emin değilseniz tavsiye için diyetisyeninize danışın. Bu yazı Milton Keynes University Hospital websitesinden çevrilmiştir. Çeviri: İrem Akkaş - [Çocular İçin Sağlıklı Beslenme Tabağı (Harvard Halk Sağlığı Okulu Klavuzu)](https://esmakilic.com/2022/07/05/cocular-icin-saglikli-beslenme-tabagi-harvard-halk-sagligi-okulu-klavuzu/): Çocuk Sağlıklı Beslenme Tabağı Klavuzu, çocukları iyi yemek yemeleri ve hareket etmeleri konusunda eğitmeye ve teşvik etmeye yardımcı olan bir kılavuzdur. Sağlıklı öğünlerin ve atıştırmalıkların seçimine ilham vermek için yiyeceklerin en iyi örneklerini sunar ve sağlıklı kalma denkleminin bir parçası olan fiziksel aktiviteyi vurgular.  Sağlıklı ve Dengeli Bir Diyet Oluşturmak  Çocuklar için çeşitli yiyecekler tüketmek yemekleri ilginç ve lezzetli kılar. Aynı zamanda sağlıklı ve dengeli bir diyetin anahtarıdır. Çünkü her gıdanın hem makro besinler (karbonhidrat, protein ve yağ) hem de mikro besinler (vitaminler ve mineraller) açısından kendine özgü bir besin karışımı vardır.  Bu kılavuz çocukların yeme seçimlerini en iyi şekilde yapmaya yardımcı olacak bir plan sunar.  Temel olarak, tabağın yarısı renkli sebze ve meyvelerle doldurulurken diğer yarısı da tam tahıllar ve sağlıklı proteinlerle tamamlanmalıdır.   Sebzeler  Sebzeler ve sebzelerin çeşitliliğini sağlıklı beslenme tabağının önemli bir parçasıdır. Patates ve patates kızartması sebze sayılmaz çünkü kan şekeri üzerinde olumsuz etkilere sahiptir.  Meyveler Çocuğun her renkten meyve tüketmesine özen gösterilmelidir. Meyve suları yerine bütün veya dilimlenmiş meyveler tercih edilmelidir. (Meyve suyu günde bir küçük bardakla sınırlandırılmalıdır.)  Tam Tahıllar Tam tahıllı gıdaların tercih edilmesi sağlıklı bir diyetin parçasıdır. İşlenmemiş tahılların tercih edilmesi daha doğru olacaktır.  Tam tahıllar (tam buğday, esmer pirinç, kinoa, tam tahıllı makarna, %100 tam buğday ekmeği gibi) kan şekeri ve insülin üzerinde beyaz pirinç, beyaz ekmek, pizza ve makarnadan daha hafif bir etkiye sahiptir.  Sağlıklı Proteinler  Fasulye, bezelye, fındık, yağlı tohumlar gibi bitki bazlı sağlıklı proteinlerin yanı sıra balık, yumurta ve kümes hayvanlarını tercih ediniz.  Kırmızı et (sığır eti, kuzu eti gibi) sınırlandırılmalıdır ve işlenmiş etlerden (pastırma, sosis, salam gibi) uzak durulmalıdır. Yağlar Yağlar diyetin gerekli bir parçasıdır ve tüketilen yağın türü önemlidir.  Düzenli olarak sağlıklı doymamış yağlar (balık, kabuklu yemişler, yağlı tohumlar ve bitkilerden elde edilen sağlıklı yağlar) içeren gıdalar tüketilmelidir. Doymuş yağ oranı yüksek gıdalar (özellikle kırmızı etler) sınırlandırılmalıdır. Sağlıksız trans yağlardan (kısmen hidrojene yağlardan) uzak durulmalıdır. Sızma zeytin, kanola, ayçiçeği, mısır ve yerfıstığı yağı gibi bitkilerden elde edilen sağlıklı yağlara; yemeklerde, salatalarda ve sebzelerde yer verilmelidir.  Tereyağ kullanımını sınırlandırılmalıdır. Süt ve Süt Ürünleri Süt ürünlerine tabaktaki diğer besinlerden daha az ihtiyaç vardır.  Tatlandırılmamış süt, sade yoğurt, az miktarda peynir ve diğer şekersiz süt ürünleri tercih edilmelidir. Süt ve süt ürünleri zengin kalsiyum ve D vitaminin kaynağıdır ancak süt ürünlerinin optimal alımı henüz belirlenmemiştir ve araştırmalar hala gelişmektedir. Çok az süt tüketen veya hiç süt tüketmeyen çocuklar için kalsiyum ve D vitamini takviyesi hakkında bir hekime ve diyetisyene danışmalısınız. İçecekler Su; her ana ve ara öğünde, özellikle çocukların aktif olduğu zamanlarda mutlaka tercih edilmelidir. Susuzluğu gidermenin en doğru yolu su tüketimidir. Diğer içecekler susuzluğu gidermede kullanılmamalıdır.  Gazlı içecekler, meyve suları, yüksek kalorili ve hemen hemen başka hiçbir besin maddesi içermeyen spor içecekleri gibi şekerli içecekler tüketilmemelidir. Şekerli içecekler içmek zamanla kilo alımına yol açabilir ve tip 2 diyabet, kalp hastalıkları ve diğer hastalıkların riskini arttırabilir. Son olarak, sağlıklı bir diyetin yanında fiziksel aktiviteyi günlük düzene dahil etmek sağlıklı yaşamın bir parçasıdır. Çocuklar ve ergenler için günde minimum 1 saat, süslü ekipmanlara veya spor salonuna ihtiyaç duymadan fiziksel aktivite hedeflemelidir. Amerika Fiziksel Aktivite Kılavuzu, çocuklar için oyun alanı ekipmanı gerektirmeyecek aktivitelerin seçilmesini önerir. Klavuzdaki ana mesaj diyetin kalitesine odaklanmaktır. Diyette yer alan karbonhidrat türü, karbonhidrat miktarından daha önemlidir. Çünkü sebzeler (patates hariç), meyveler, kepekli tahıllar gibi karbonhidrat kaynakları şeker, beyaz un, patates gibi kaynaklardan çok daha sağlıklıdır.  Çocuk Sağlıklı Beslenme Tabağı Klavuzu; şekerli içecekleri, tatlıları ve diğer abur cuburları içermez. Bunlar günlük yenilebilecek gıdalar değildir ve mümkün olduğunca az tüketilmelidir.  Çocuk Sağlıklı Beslenme Tabağı Klavuzu sağlıklı yağ türlerinin kullanımını teşvik etmektedir. Bu yazı Harvard T.H. Chan School of Public Health websitesinden çevrilmiştir. Çeviri: İrem Akkaş - [Diyette Doğru Bilinen Yanlışlar](https://esmakilic.com/2022/01/02/diyette-dogru-bilinen-yanlislar/):             Diyet kavramı genellikle; ciddi bir kalori kısıtlaması gerektiren, sıklıkla aç kalmaya odaklanan, yasaklı listelerden oluşan, yalnızca belli bir süreyi kapsayan bir beslenme programı olarak biliniyor. Halbuki halk arasında bilinenin aksine diyet; sağlığın sürdürülebilmesi için, biyolojik değeri yüksek, yeterli ve dengeli besinlerden oluşan ve sağlıklı beslenmeyi yaşam tarzına dönüştürmeyi hedefleyen bir beslenme modelidir.              Her insanın günlük alması gereken bir kalori ihtiyacı vardır. Bu kalori ihtiyacı tam bir şekilde ve gerekli besin ögeleri ile karşılandığında sağlıklı bir beslenme planından söz edebiliriz. Günlük alınması gereken protein, karbonhidrat ve proteinin, biyolojik değeri yüksek kaynaklardan tam bir şekilde karşılanması kişinin aç kalmadan sağlıklı bir şekilde kilo vermesini sağlar. Yapılan araştırmalarda kalori bakımından aşırı kısıtlı ve yasaklı beslenme programları uzun dönemde yeme bozukluğuyla ilişkilendirilmiştir.              Ekmek Ne Kadar Suçlu?             Diyete başladığını iddia eden çoğu kişi öncelikle ekmeği kesmek gerekeceğini düşünür. Ekmeğin kilo aldırdığına ve sağlıklı olmadığına dair ortaya atılan iddiaları bilim kabul etmez. Burada öncelikle şunu sormak gerekir: Hangi ekmek?             Ekmek türleri farklı biyolojik değerlere sahiptir. Tam buğday ekmekler beyaz undan yapılmış ekmeklere göre daha fazla vitamin, mineral ve lif içerir. Tam buğday ekmeklerin lif oranının daha yüksek olması gün içerisinde uzun süre tokluk sağlar. İlerleyen saatlerde sağlıksız seçimler yapılmasının önüne geçer. Ayrıca kan şekerini yükseltme hızı (glisemik indeks) beyaz ekmeğe oranla daha düşüktür. Yüksek lifli ve tam tahıllı ekmekler, sağlıklı bir diyet oluşturmada önemli bir rol oynar. Elbette günlük tüketim miktarının kişiye göre belirlenmesi gerektiğini unutmamak gerekir.              Gluten hassasiyeti ve çölyak hastası olmayan kişilerin günlük hayatlarında glutensiz diyet uygulanmalarının sağlığa olumlu ek bir katkısı olduğuna dair çalışmalar yetersizdir. Bugün popülizme kurban ettiğimiz ekmek, içerdiği gluten sebebiyle zararlı olarak sınıflandırılmamalıdır. Burada asıl meselenin gluten değil, bağırsak geçirgenliğinin ve bütünlüğünün bozulması olduğunu söylemeliyim. Başka bir yazımda burayı daha detaylıca açacağım.              Detoks Uygulamaları Çözüm Yolu Olabilir mi?             Diyette sıklıkla yapılan hatalardan biri de detoks programlarıdır. İnsan vücudu, atıkları ve toksinleri detoksifiye etme yapısına sahip mükemmel bir sistemdir. Vücutta deri, bağırsak, karaciğer ve böbrek gibi çok sayıda detoksifikasyonla görevli organ vardır.  Vücudun detoksifikasyonu yalnızca bu organların sağlıklı bir şekilde ve uyum içinde çalışmasına bağlıdır. Bunun dışında herhangi bir besinin vücutta detoksifikasyonu sağladığına dair bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır.             Detoks programları genellikle su ve birkaç temel besine odaklanır. Vücudun günlük alması gereken su miktarını karşılaması elbette sağlık için olumlu bir etkiye sahiptir ancak gün içinde çok fazla su içmek, yeterince içmemek kadar tehlikeli olabilir. Detoks programları süresince hızlı kilo kaybı görülebilir, ancak bu kilo kaybı yağdan ziyade büyük ölçüde su kaybıdır. Kişinin detoks programları sonunda eski beslenme alışkanlıklarına geri dönmesi durumunda verilen kiloların geri alınması kaçınılmazdır.             Yağ Yakıcı Besinlere Ne Kadar Güvenmeliyiz?             Söz konusu kilo verimi olduğunda uzun süreli bir değişimden ziyade kısa süreli programlar daha çok tercih ediliyor. Halbuki sağlıklı olan yavaş bir şekilde, sağlığı bozmadan kilo vermektir. Hal böyle olunca, bazı yiyeceklerden mucizevi etkiler bekleniyor olabilir. Ne yazık ki böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylemeliyim. Sağlıklı bir beslenme modelinin parçası olmayan hiçbir besin tek başına vücutta yağ yakımına sebep olmaz. Dolayısıyla hiçbir besinden mucizevi bir etki bekleyemeyiz. Beslenme, kilo verimi süresince bir bütün olarak ele alınmalıdır.              Sağlıklı Bir Beslenme Tabağı Oluşturmak             Sağlıklı bir beslenme tabağı tek bir besine odaklanmaz. Çeşitli, dengeli ve besin ögeleri bakımından yeterli bir tabağa odaklanır. Harvard TH Chan Halk Sağlığı Okulu, Beslenme Bölümü’nin oluşturduğu beslenme modeli bugün sağlıklı olarak önerebileceğimiz bir tabak modelidir. Bu tabak modeline göre tabağın yarısı meyve ve sebzelerden oluşmalıdır. Günlük alınması gereken vitamin ve minerallerin tam bir şekilde karşılanması için diyette taze meyve ve sebzelere yer vermek oldukça önemlidir. Tabağın dörtte biri tam ve işlenmemiş tahıllardan oluşmalıdır. Tam buğday, arpa, kinoa, yulaf, esmer pirinç ve bunlarla yapılmış yiyecekler tercih edilebilir. Tam tahıllar, beyaz ekmek ve beyaz pirince oranla kan şekeri üzerinde daha olumlu bir etkiye sahiptir. Tabağın kalan dörtte birinde ise proteinlere yer verilmelidir. Balık, tavuk ve baklagiller sağlıklı protein kaynaklarıdır. Kırmızı etin tüketimi sınırlandırılmalı ve salam, sosis, sucuk gibi işlenmiş etlerden uzak durulmalıdır. İşlenmiş et tüketimi sıklıkla kanserle ilişkilendirilmiştir.              Yemeklerde kullanılan yağlar özellikle kalp ve damar sağlığı açısından önem taşımaktadır. Zeytinyağı, kanola, soya yağı, mısır, gibi sağlıklı yağları tercih edilmesi kalp ve damar sağlığı açısından faydalı olacaktır. Trans yağ içeren gıdalardan ve margarinden kaçınmak gerekir. Bir yiyeceğin az yağlı olması o yiyeceğin sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Odaklanmamız gereken nokta öncelikle yağın kalitesi olmalıdır.             Sağlıklı bir vücudun sağlanması ancak sağlıklı, dengeli, çeşitli bir beslenme modeli ve aktif bir yaşam tarzı ile mümkün olabilir. Kısa süreli, katı programlar ve kanıta dayalı olmayan bilgiler sağlık açısından tehlikeli olabilir.  Bu yazı Avusturya’da yayınla çıkan Yeni Hareket Gazetesi’nde yayınlanmıştır. - [Covid-19 Dönemi ve Obezite](https://esmakilic.com/2021/12/29/covid-19-donemi-ve-obezite/): Covid-19’a yakalanmamak veya etkilerini azaltmak için elimizde birçok yol bulunuyor. Bunlardan en önemlisi şüphesiz sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahip olmak. Bağışıklık sistemi doğumdan itibaren gelişmeye başlayan ve büyük ölçüde kişinin yaşam tarzına göre şekillenen, bugün hala net bir şekilde çözümlenemeyen karışık bir sistemdir. Obezite, bağışıklık sistemini baskılayarak vücudun enfeksiyonlara, dolayısıyla Covid-19’a karşı daha açık bir hale gelmesine sebep olmaktadır.  Dünya Sağlık Örgütü’ne göre obezite; vücutta, sağlığı bozacak şekilde, aşırı miktarda yağ birikmesi olarak tanımlanmaktadır. Vücuttaki yağ kütlesinin yağsız kütleye oranla artmasıyla birlikte obezite gelişmektedir.  Önemli bir halk sağlığı sorunu olan obezitenin görülme sıklığı özellikle gelişmiş ülkelerde giderek artmaktadır. Küresel Hastalık Yükü (Global Burden of Disease: GBD) Obezite İşbirliği Grubu’nun 2015 yılı raporunda dünyada obez nüfus 711.4 milyona ulaştığı gösterilmektedir.  Obezite bugüne kadar birçok kronik hastalıkla ilişkilendirilmiştir. Özellikle Tip-2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, tansiyon obezite ile birlikte gelişebilen kronik rahatsızlıklar olarak bildirilmektedir.  Covid 19 – Obezite İlişkisi Sağlıklı vücut ağırlığının korunması kişinin bağışıklık sistemi sağlığı için elzemdir. Obez bireylerde bağışıklık yanıtı değişerek enfeksiyonlara olan yatkınlığın artmasına sebep olur. Covid-19 pandemisi başından beri yapılan çalışmalar obezitenin Covid-19 için ciddi bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.  Obez bireylerin sağlıklı bireylere göre Covid-19’a daha kolay yakalanmasının yanı sıra hastalığı daha ağır geçirdiği ve hastaneye yatış oranının daha yüksek olduğu bilinmektedir. İngiltere’de yapılan bir çalışmada Covid-19 nedeniyle yoğun bakım ünitesinde tedavi gören bireylerin %72’sinin fazla kilolu veya obez olduğu bildirilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan başka bir çalışmada ise Covid-19 hastalarında hastaneye yatma riskinin obez hastalarda 4.3 kat, morbid obez hastalarda ise 6.2 kat daha yüksek olduğu bulunmuştur. Tüm bunlara ek olarak obezite, Covid-19 kaynaklı ölümlerde artış ile ilişkilendirilmiştir.  Covid-19 pandemisinde bir diğer risk faktörü ise diyabettir. Obezite, Tip 2 diyabet için önemli bir risk faktörü olup tip 2 diyabet hastalarının %90’ı obezdir. Yapılan çalışmalar Covid-19 için geliştirilen aşıların da obez bireylerde daha az etkili olabileceğini ön görmektedir.  Kimler Risk Altında? Obezite için birçok değerlendirme kriteri bulunmaktadır. Klinik pratikte en çok kullanılan değerlendirme kriteri beden kitle indeksi (BKİ) ölçümüdür.  Kişinin vücut ağırlığının (kg) boyunun karesine (m²)oranı beden kitle indeksini vermektedir.  Beden kitle indeksinin 25-29,9 kg/m²arasında olması fazla kilolu, ≥ 30 kg/m²olması obez, ≥ 40 kg/m²olması morbid obez, ≥ 50 kg/m²olması ise süperobez olarak tanımlanır. Beden kitle indeksi 25’in üzerinde olan kişiler obezite için risk altında olabilir. Beden kitle indeksi klinik pratikte sıklıkla kullanılsa da obezite tanımlamasında bazı kısıtlılıklar mevcuttur. Dolayısıyla, BKI ile birlikte abdominal (karın) yağlanmayı da göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Abdominal yağlanmayı bel çevresi ölçümü ile değerlendirmek mümkündür.  Bel çevresi kadınlarda 80 cm ve üzeri, erkeklerde 94 cm ve üzerinde olması riskli; kadınlarda 88 cm ve üzeri, erkeklerde ise 102 cm ve üzeri olması yüksek riskli olarak kabul edilmektedir.  Sağlıklı Beslenme ve Yaşam Tarzı Değişikliği  Obezitenin birçok farklı sebebi olabilir. Sağlıksız beslenme, paketli gıda ve şeker tüketimi, uyku düzeninde bozukluk, hareketsiz bir yaşam tarzı obezite gelişimine katkı sağlamaktadır. Obezitenin önlenmesi ve iyileştirilmesinde en önemli yöntem yaşam tarzı değişikliğidir.  Obez bireyler yaşam tarzı değişikliğiyle birlikte tıbbi beslenme tedavisine de ihtiyaç duyarlar. Sağlıklı beslenme alışkanlığı, uzun vadeli kilo yönetimindeki en temel unsurdur. Kilo verme sürecinde amaç ideal ağırlığa inmek olmakla birlikte ulaşılabilir bir hedef belirlemek gerekmektedir. Bireyin bu hedefe ulaştıktan sonra bu ağırlığı koruması ve yaşam boyu sürdürmesi gereklidir. Hızlı ağırlık kaybı yorgunluk, sinirlilik, kabızlık, deride kuruluk, saçlarda incelme ve menstrasyon döngüsünde aksamaya ya da kesilmeye sebep olabilir. Tıbbi beslenme tedavisi kişiye özel olarak, kişinin ihtiyaçlarına göre ve sürdürülebilir bir şekilde planlanmalıdır. Bu süreçte tek bir besine odaklanmamalı, dengeli, düzenli ve çeşitli bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır. Popüler diyetler ve yanlış uygulamalar metabolizmaya kalıcı zararlar verebilir. Dolayısıyla kilo yönetimi bir uzman eşliğinde sürdürülmelidir.  Sağlıkla kalın. Bu yazı Avusturya’da yayına çıkan Yeni Hareket Gazetesi’nde yayınlanmıştır. - [Doğurganlık ve Beslenme Arasında Bir Bağlantı Var Mı?](https://esmakilic.com/2021/12/25/dogurganlik-ve-beslenme-arasinda-bir-baglanti-var-mi/): Harvard T.H. Chan Halk Sağlığı Okulu ve Harvard Tıp Okulu’ndaki araştırmacılar diyetin doğurganlık üzerindeki etkisini araştırarak bir derleme yayınladılar. Derleme sonucuna göre doğal yollarla hamile kalmaya çalışan kadınlar için aşağıda yer alan vitaminler ve besinler olumlu etki gösterebilir: Folik asit Vitamin B12 Omega-3  Sağlıklı bir beslenme düzeni  Bunun yanı sıra; antioksidan, D vitamini, süt ürünleri, soya, kafein ve alkolün doğurganlık üzerinde çok az etkili olduğu veya hiç etkisinin olmadığı anlaşılmıştır. Trans yağ asitlerini de içeren sağlıksız bir diyetin (kırmızı ve işlenmiş etler, tatlılar, şekerli içeceklerden zengin olan bir beslenme modeli) doğurganlık üzerinde olumsuz etkilere sahip olduğu gösterilmiştir. Erkekler üzerinde yapılan araştırmalar, sperm kalitesinin sağlıklı bir diyetle arttığını, doymuş yağ ve trans yağ oranı yüksek olan diyetlerde ise bunun tam tersi olarak sperm kalitesini azalttığı bulunmuştur. Alkol ve kafeinin olumlu veya olumsuz etkilerinin çok az olduğu görülmüştür. Sperm kalitesinin doğurganlık üzerinde iyi bir gösterge olmadığı görülmüş ve fakat baba adaylarıının diyetinin başarılı bir gebelik oranı üzerinde etkisini araştıran az sayıda çalışma bulunmuştur.  Yardımcı üreme teknolojileri kulanan çiftler için, kadınlarda folik asit takviyeleri alan veya izoflavonlardan (antioksidan aktiviteye sahip bitki bazlı östrojenler) yüksek bir diyet uygulayanlarda gebe kalma olasılığı daha yüksek olabilir. Erkek üreme sağlığında ise antioksidanlar yardımcı olabilmektedir. Sağlıklı bir beslenme programı uygulamak hem kadın hem erkek bireyler için oldukça önemlidir. Ekstra folik asit, B12 ve omega-3 yağ asidi kullanmak kadınlar için yararlı olabilir. Özellikle anne adayları için hamile kalmadan önce Folik asit ve B12 vitaminleri önerilir. Folik asit takviyelerinin, gelişmekte olan fetüs için gelişimsel norölojik problem risklerini azalttığı bilinmektedir. Derlemenin devamındaki bulgulara göre; Şekerli içeceklerin (özellikle soda ve enerji içecekleri) tüketimi, düşük doğurganlık ile bağlantılı bulunurken, sade soda ve meyve suyu içmenin doğurganlık üzerinde herhangi bir etkisi bulunamadı. Yüksek miktarda fast-food ve az miktarda sebze tüketen kadınların hamile kalma süreleri, sağlıklı beslenenlere kıyasla daha uzunsürdü. Deniz ürününü daha fazla tüketen kadınlar, nadiren tüketen kadınlara göre daha erken hamile kaldılar. Hamile kadınların çoğu, her hafta tavsiye edilen 2 veya 3 porsiyon düşük civa içeren balıkları (somon, deniz tarağı ve karides gibi) daha az tükettiler. Bebek sahibi olmak isteyen kadın ve erkeklerin sağlıklı bir diyet uygulamaları gerekmektedir. Doktor ve diyetiyenler doğurganlık çağındaki kadınlara hamilelik öncesinde günlük olarak vitamin takviyesi önermektedir. Hamilelik planlayan kadınlar, hamile kalmadan en az bir ay önce vitamin kullanmaya başlamalıdır. Bazı kadınlara, kullandıkları ilaçlara ve sahip oldukları diğer tıbbi durumlara bağlı olarak normalden daha yüksek bir folik asit dozu önerilebilir. Ayrıca, sağlıklı bir hamilelik ihtimalini maksimuma çıkarmak için aşağıdaki öneriler tavsiye edilir; Gebe kalmadan önce sağlıklı kilo aralığı korunmalıdır. Gebelik süresince obez kadınların komplikasyon riski dahayüksektir. Gebelikten  önce aşırı miktarda vitamin alımından kaçınılmalıdır. Örnek vermek gerekirse fazla miktarda A vitamini alımı gelişmekte olan fetüs için olumsuz sonuçlara sebep olabilir. Başarılı bir hamilelik ihtimalini en iyi şekilde planlamak için doktor ve diyetisyenle gebelik öncesinde görüşülmelidir. Bu yazı Harvard T.H. Chan, School of Public Health‘den çevirilmiştir. Çeviri: Sema Ayar - [Glikojen Depo Hastalıkları Tip 1 - Florida Üniversitesi Genel Beslenme Klavuzu](https://esmakilic.com/2021/12/18/glikojen-depo-hastaliklari-tip-1-florida-universitesi-genel-beslenme-kilavuzu/): Glikojen Depo Hastalıkları Tip 1 (GSDI) karaciğerin genetik bir metabolik bozukluğudur. GSD 1, karaciğerin glikojeni glikoza parçalayamamasına sebep olur ve vücut, glikojeni ana yakıt kayağı olarak kullanır. Glikojen vücutta depolanan bir şeker formudur. Glikojenin parçalanmamasının bir sonucu olarak GSD’li hastalar açlık dönemlerinde (yemekler arasında) düşük kan şekeri (hipoglisemi) riski altındadır.  Aşağıda GSD 1’ e sahip hastalar için hazırlanmış bir beslenme kılavuzu yer almaktadır.  Karbonhidratlar Karbonhidratlar kompleks karbonhidratlar ve basit şekerler olmak üzere iki grupta sınıflandırılır. Kompleks karbonhidratların sindirimi basit şekerlerden daha uzun sürer ve ekmekler, tahıllar, pirinç, makarna, fasulye, nohut, barbunya gibi besinleri içerir. Uygun kan şekeri seviyesini korumak için her öğün mısır nişastası ve kompleks karbonhidratlar tüketmek önemlidir. Ancak kompleks karbonhidratlar ilave şeker, kuru meyve ve bal içeriyorsa tüketiminden kaçınılmalıdır. Düşük şeker içeriğine sahip seçenekleri bulabilmek için paketlerdeki besin etiketlerini okumak önemlidir. (Öğün başına 5 gramdan az olması tercih edilir.) Basit Şekerler: Glikoz, galaktoz , laktoz (glikoz+galaktoz), fruktoz ve sukroz (glikoz+früktoz). Glikojen gepo hastası bir kişinin galaktoz ve fruktozu glukoza dönüştüren enzimi hatalıdır. Bu, glikozun vücut tarafından hemen kullanabileceği ancak fruktoz veya galaktoz içeren şekerin vücut tarafından kullanılamayacağı anlamına gelir. Dolayısıyla galaktoz ve fruktoz vücutta istenmeyen glikojen depolarına, yüksek miktarlarda vücuda zararlı olacak asitlere (laktik asit, yağ asileri, ürik asit) dönüştürülür.  Çalışma ekibinin önerdiği diyette, çeşitliliği arttırmak ve beslenmeyi iyileştirmek için az miktarda galaktoz ve fruktoz tüketilebilir. Ancak öğün başına fruktoz ve galaktozun toplam miktarı 2,5 gramdan az olmalıdır. Tablo 1.GSD 1 diyeti için izin verilen ve izin verilmeyen şekerlerin listesi. İzin verilen Şekerler İzin Verilmeyen Şekerler Glukoz Agave Şurubu Dekstroz Fruktoz (meyvede bulunan doğal şeker), sükrozun bileşeni Dekstrin Galaktoz (laktozun bileşeni), laktoz (sütte bulunan şeker) Maltoz Bal Maltodekstrin Yüksek fruktozlu mısır şurubu Mısır şurubu Esmer şeker Aspartam İnvert şeker Asesülfam K Pudra şekeri, şekerleme Sakkarin Akçaağaç şurubu Stevia Pekmez Sukraloz Ham şeker Truvia Sorgum pekmezi Arpa Şurubu Sorbitol (şeker alkolü) Kahverengi Pirinç Şurubu Şeker pancarı Tapyoka Şurubu Sukroz Mannitol, izomalt (şeker alkolü)   Ksilitol (şeker alkolü)   Gıdalar ve İçerdikleri Şeker Türleri Meyve Birçok meyve önemli miktarda fruktoz bulundurur ve bunlardan kaçınılmalıdır. Tüketildiğinde çok az miktarda tüketilmeli ve galaktoz bulunduran bir besinle aynı öğünde tüketilmemelidir. Sebze Çoğu sebze düşük kalorili ve düşük şekerlidir. Domates soslarının tüketimi içerdiği fruktoz sebebiyle öğün başına ¼ fincanı aşmamalıdır. (Domates meyve grubunda yer alır.) Sebzeler vücut için gerekli olan birçok besin ögesini içerir. Hepimizin ihtiyaç duyduğu ve GSD 1’li hastaların da diyetlerine dahil edilmesi gereken vitaminleri sağlar. Süt ve  Süt Ürünleri GSD hastaları mümkün olduğunca süt ürünlerinden uzak durmalıdır. Eğer süt olması gerekiyorsa, tüketimi 60 ml veya daha az ile sınırlandırılmalıdır. Soya sütü, pirinç sütü ile uygun şekilde zenginleştirilmiş inek sütü tüketilebilir. Ancak soya sütündeki şeker miktarının ne kadar bulunduğunun bilinmesi önemlidir. Bazı ‘sade’ soya sütleri bile eklenmiş şeker içerir. Bunlar GDS’li hastalar için uygun değildir.  Süt ve süt ürünlerinin sınırlı tüketimi sonucu olarak kalsiyum ve D vitamini eksikliğinin ortaya çıkması muhtemeldir. Et Sade et yemeklerinin çoğunda şeker düşüktür. Tatlı soslarda pişirilmiş etlerden uzak durulmalıdır. Etleri az yağlı yöntemlerle pişirmek (ızgara, buharda pişirme, yağsız kızartma) gerekmektedir. Yağ Diyet yağları toplam günlük enerjinin %20-30’u ile sınırlandırılmalıdır. Tekli doymamış, çoklu doymamış ve doymuş yağlar arasında eşit dağılımlı olmalıdır. Kolesterol <300 mg/gün ile sınırlı olmalıdır. En az haftada iki kez balık tüketilmeli, özellikle yağlı olanlar tercih edilmelidir. Çocuğunuzun bu değerleri karşılayıp karşılamadığını öğrenmek için diyetisyeninize danışmalısınız. İçecekler  Fruktoz, laktoz veya sukroz içeren içeceklerden kaçınılmalıdır. Daha çok şekersiz, tatlandırılmamış içecekler tercih edilmelidir. Atıştırmalıklar Atıştırmalıkların çoğu ilave şeker içerebilir bu sebeple besin etiketi okumak çok önemlidir. Mısır Nişastası Kılavuzu Pişmemiş Mısır Nişastası Ham, pişmemiş mısır nişastası sabit glikoz sağlayan bir nişastadır. Diğer kompleks karbonhidratlara göre daha yavaş sindirilir. Tüketildiğinde gün ve gece boyunca kan şekeri seviyelerinin normal aralıkta korunmasına yardımcı olabilir. Mısır nişastası genellikle bireyin günlük enerjisinin %30-45’ini sağlar. Mısır nişastasının miktarı tıbbi beslenme tedavisine göre özel olarak planlanmaktadır. Mısır nişastasını karıştırmak için yönergeler Miktar ölçmek için temiz ve kuru bir kap kullanın.  Öngördüğünüz mısır nişastası miktarını kabın içinde ölçün. Nişastanın miktarı tahmin edilmemeli, ölçülmelidir. Ölçüm olarak çorba kaşığı yeterince hassas değildir. Kaba su veya şekersiz bir içecek ekleyin.  Kabı bir kapakla örtün ve mısır nişastası çözelti içinde çözülene kadar iyice çalkalayın.  Mısır Nişastası Hakkında Önemli Notlar Mısır nişastası tüketilmeden önce sıvı ile karıştırılmalıdır. Isıtma/ pişirme, mısır nişastasını parçalayarak işlevsizleştirir. Mısır nişastası ve sıvının bir kaşıkla karıştırılmaması gerekir, nişasta kaşığa yapışır. Mısır nişastalarının bütün markalarda eşit olarak üretilmez.  Mısır nişastası yemekten önce tüketilmelidir. Kan şekerinin optimum kontrolü için gıda ve mısır nişastası birlikte kullanılmalıdır. Mısır nişastası bir süre sonra (yaklaşık 1 ay) bozulur/bayatlar. Bu sebeple büyük miktarlarda mısır nişasta alınmamalıdır. Ayrıca kutusu açılmış mısır nişastası kapalı, hava geçirmez bir kapta tutulmalıdır. Multivitaminler ve Kalsiyum Takviyesi Meyve ve süt ürünlerindeki kısıtlamalar nedeniyle tüketilen kalorinin büyük bir yüzdesi mısır nişastasından gelir. Hastalar genellikle gereksinimden çok daha düşük vitamin-mineral alımına sahiptir. Günlük kalsiyum ve multivitamin takviyesi oldukça önemlidir. Takviyenin size/çocuğunuza uygun olup olmadığını doktorunuza ve/veya diyetisyeninize danışın. Multivitamin ve Kalsiyum Hakkında Önemli Notlar Multivitaminler gıda ile birlikte alındığında daha iyi emilir. Tek seferde 500 mg’den fazla kalsiyum almayın. Günlük almanız gereken kalsiyum takviyesi 500 mg’den fazlaysa öğünlere bölerek alın. Kalsiyum takviyesini ve multivitamin aynı anda alınmamalı. Kalsiyum takviyesi ile demir takviyesinin aynı anda alınması önerilmez. Çünkü demir, kalsiyumun emilimini engeller. Şeker Alkolleri GSD tip 1a ve 1b’ye sahip olanların başta fruktoz, galaktoz ve sukroz olmak üzere şeker tüketiminde kısıtlamalar vardır. Hastalar yiyecek ve içecekleri şekersiz tüketmeye teşvik edilir. Bu şekersiz yiyecek ve içeceklerin çoğu yapay şeker alkolleri veya polioller şeklinde tatlandırıcılar içerir. Şeker alkolleri nedir? Kimyasal yapıları kısmen şekere ve alkole benzese de ne şeker ne de alkoldürler. Karbonhidrat olarak kabul edilirler ve vücutta tam olarak sindirilemezler.  Çok yaygın olan bazı şeker alkolleri şunlardır; sorbitol, ksilitol, mannitol, maltitol, lactitol, eryhtritol, izomalt. (Şeker alkol adlarının çoğu -ol eki ile biter.) Hidrojene Nişasta Hidrolizatları (HSH) de bir şeker alkolü türüdür. Şeker Alkolleri Ne Yapar? Yiyeceklere tatlı bir lezzet katmak için şeker yerine kullanılırlar. Gıdalara hacim veya doku kazandırır. Nem tutmaya yardımcı olur ve ısıtıldıklarında esmerleşir. GSD Tip 1a ve 1b’de tüketilmeleri gerekir mi? Şeker alkollerinin vücuttaki eksik emilimleri nedeniyle kan şeker düzeyinde herhangi bir artışa sebep olmaz. Sorbitol bir istisnadır. Vücut, sindirim sırasında […] - [Yağlar ve Kolesterol](https://esmakilic.com/2021/12/12/yaglar-ve-kolesterol/): Diyet yağı söz konusu olduğunda, dikkat edilmesi gereken en önemli nokta tüketilen yağın türüdür. Güncel çalışmalar sağlıklı bir yaşam için daha önceden önerilen az yağlı beslenmenin aksine, sağlıklı yağ tüketiminin faydalı olduğunu göstermektedir. Gıda üretiminde gıdaların içerisindeki yağı azaltıp yerini şeker, rafine tahıl ve diğer nişastalardan elde edilen karbonhidratlarla doldururlar. Vücut bu rafine karbonhidratları ve nişastaları çok hızlı sindirir. Bu da kan şekerini ve insülin seviyelerini etkileyerek kilo alımına ve bazı hastalıklara sebep olur. Hemşirelerin Sağlık ve Sağlık Profesyonelleri Takip Çalışması’ndan elde edilen bulgular, yağdan alınan toplam kalori yüzdesi ile kanser, kalp hastalığı ve kilo alımı dahil olmak üzere herhangi bir önemli bir sağlık problemi arasında bağlantı olmadığını göstermektedir.  Az yağlı bir diyetle beslenmek yerine faydalı yağları tüketmeye, zararlı yağlardan kaçınmaya odaklanmak daha doğru bir yaklaşımdır. Yağ, sağlıklı bir diyetin önemli bir parçasıdır. Vücut için “zararlı” olan doymuş ve trans yağ içeren besinlerden kaçınmak, “faydalı” olan doymamış yağ içeren besinleri tercih etmek gerekir. “Faydalı” doymamış yağlar: Tekli ve çoklu doymamış yağlar olmak üzere ikiye ayrılan doymamış yağlar hastalık riskini azaltır. Doymamış yağları yüksek miktarda içeren gıdalar arasında; bitkisel yağlar (zeytin, kanola, soya ve mısır vs), fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar tohumlar ve balık bulunmaktdır. Trans yağlar:Az miktarda tüketimi dahi hastalık riskini arttırır. Kısmen hidrojene yağlardan elde edilen trans yağ özellikle işlenmiş gıdalarda bulunur. Doymuş yağlar:Trans yağlar kadar zararlı olmasalar da doymamış yağlara kıyasla sağlığı olumsuz etkiler ve ölçülü olarak tüketilmesi gerekir. Doymuş yağ oranı yüksek olan gıdalar arasında; kırmızı et, margarin, hazır paketli gıdalar, sakatatlar, kuyruk yağı vs bulunur.  Hindistan cevizi yağı ve hurma yağı gibi bazı bitki bazlı yağlar da doymuş yağ bakımından zengindir. Kırmızı et ve margarin gibi besinleri tüketmediğinizde bunların yerine rafine karbonhidratları değil balık, fasulye, ve diğer sağlıklı yağları tercih etmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.  Kaynak: https://www.hsph.harvard.edu/nutritionsource/what-should-you-eat/fats-and-cholesterol/ Bu yazı Harvard T.H. Chan, School of Public Health sayfasından çevirilmiştir. Çeviri: Beyza Güner   - [Hipertansiyon Hastaları İçin Beslenme Önerileri](https://esmakilic.com/2021/12/05/hipertansiyon-hastalari-icin-beslenme-onerileri/): Sağlıklı bireylerde sistolik kan basıncı 120 mmHg ve altı, diyastolik kan basıncı 80mmHg ve altında seyreder. Bireylerde kan basıncının normal değerlerin üstünde seyretmesi hipertansiyona işarettir. Baş ve boyun ağrıları, baş dönmesi, çarpıntı, burun kanaması, göğüste sıkışma hipertansiyona işaret olabilir. Genetik faktörlerin yanı sıra stres, sigara kullanımı, beslenme, şişmanlık gibi çevresel etmenler de hipertansiyona sebebiyet verebilir. Hipertansiyon, 40 yaş üstü bireylerde nadiren, 65 yaş ve üstü bireylerde sıklıkla görülebilmektedir. - [Mucizevi Bir Besin: Anne Sütü](https://esmakilic.com/2021/12/05/mucizevi-bir-besin-anne-sutu/): Anne sütü, şimdiye kadar taklit edilememiş ve taklit edilmesi mümkün olmayan, biyoyararlılığı ve protein kalitesi en yüksek besindir. - [2 Damla Kanın Kurtardığı Hayatlar: Fenilketonüri](https://esmakilic.com/2021/12/05/2-damla-kanin-kurtardigi-hayatlar-fenilketonuri/): Fenilketonüri, vücutta protein metabolizmasında görev alan fenilalanin hidroksilaz enziminin eksikliği sonucu ortaya çıkan metabolik bir hastalıktır. Fenilalanin hidroksilaz enizimi vücutta bulunan fenilalanin aminoasitini tirozine çevirir. Bu enzimin eksikliği ya da işlevsizliğinde fenilalanin tirozine dönüşemez ve kanda birikir. Kanda fenilalenin seviyesi yükselmeye başlar. Hastalık, doğumdan hemen sonra bebeğin topuğundan alınan kan ile teşhis edilir. Kan fenilalanin düzeyi 2mg/dl üzeri olan bebekler pozitif olarak kabul edilir. - [Çay Tüketimi ve Sağlık İlişkisi](https://esmakilic.com/2021/12/05/cay-tuketimi-ve-saglik-iliskisi/): C. Sinensis bitkisinden farklı yöntemler uygulanarak üretilen çayın; siyah çay, yeşil çay ve oolong çay olmak üzere üç farklı çeşidi bulunmaktadır. Üç çay da aynı bitkinin farklı oranlarda fermente edilmesiyle meydana gelir. Siyah çay C. sinensis bitkisinin tamamen fermente edilmesiyle üretilirken, oolong çay yarı fermente edilmiş, yeşil çay ise hiç fermente edilmemiş olarak üretilir. - [Glutensiz Yaşam Biçimi: Çölyak Hastalığı](https://esmakilic.com/2021/12/05/glutensiz-yasam-bicimi-colyak-hastaligi/): Son zamanlarda adını sıklıkla duyduğumuz gluten, kökeni İngilizceye dayanan, yapıştırıcı, birleştirici anlamına gelen bir proteindir. Başta buğday olmak üzere çavdar, arpa, yulaf ve bunların unlarından elde edilen tüm besinlerde bulunur. Bu tür besinlerde fırında pişirme, kabartma özelliğinden dolayı önem arz etmektedir. Bireylerde genetik yapı sonucu gluten hassasiyeti oluşabilmekte ve çölyak hastalığı görülebilmektedir. ## Pages - [Basında Biz](https://esmakilic.com/basinda-biz/): [vc_row][vc_column][tm_heading custom_google_font=”” align=”center” text=”Karar Gazetesi”][tm_spacer size=”lg:30″][tm_gallery hover_style=”simple” image_size=”custom” gutter=”30″ row_gutter=”30″ images=”3505,3506,3508″ columns=”xs:1;sm:2;lg:3″ image_size_width=”370″ image_size_height=”555″][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][tm_heading custom_google_font=”” align=”center” text=”Yeni Hareket Gazetesi”][tm_spacer size=”lg:30″][tm_gallery hover_style=”simple” image_size=”full” gutter=”30″ row_gutter=”30″ images=”3440,3445″ columns=”xs:1;sm:2;lg:3″][/vc_column][/vc_row] - [Anasayfa](https://esmakilic.com/): [vc_row full_width=”stretch_row_content_no_spaces”][vc_column content_alignment=”center” offset=”vc_col-lg-4″][tm_box_icon style=”4″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-regular fa-arrow-right” heading=”Bireysel Danışmanlık” text=”Bireylerin klinik durumu hastalık öyküsü, beslenme alışkanlıkları, kan tahlili ve güncel vücut ölçümlerine göre detaylı bir şekilde değerlendirilir. Detaylı değerlendirmeden sonra kişinin bireysel ihtiyaçlarına göre özel olarak tıbbi beslenme desteği ve/veya yaşam tarzı değişikliği süreci planlanır.” box_shadow=”0 20px 30px #ccc” lg_spacing=”margin_bottom:0″ link=”url:https%3A%2F%2Fesmakilic.com%2Fhizmetler%2F|title:Hizmetler”][/vc_column][vc_column content_alignment=”center” offset=”vc_col-lg-4″][tm_box_icon style=”4″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-regular fa-arrow-right” heading=”Pediatrik Danışmanlık” text=”Bebek ve çocukların yaşadığı beslenme problemleri için ebeveynlerle online görüşme sağlanır. Yaş ve klinik öyküye göre çocuklar seanslara dahil edilebilir. Ergen grupta seanslar direkt bireylerin kendisiyle yapılmaktadır.” box_shadow=”0 20px 30px #ccc” lg_spacing=”margin_bottom:0″ link=”url:https%3A%2F%2Fesmakilic.com%2Fhizmetler%2F|title:Hizmetler”][/vc_column][vc_column content_alignment=”center” offset=”vc_col-lg-4″][tm_box_icon style=”4″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-regular fa-arrow-right” heading=”Kurumsal Danışmanlık ve Eğitimler” text=”Anaokulları, özel şirketler ve işyerleri gibi kurumlara danışmanlık hizmeti yüzyüze ve/veya online olarak verilmektedir. Danışmanlık hizmeti haftalık/aylık yemek menülerini, çalışanlara özel birebir beslenme danışmanlığını ve düzenli olarak gerçekleşen eğitimleri kapsamaktadır.” box_shadow=”0 20px 30px #ccc” lg_spacing=”margin_bottom:0″ link=”url:https%3A%2F%2Fesmakilic.com%2Fhizmetler%2F|title:Hizmetler”][/vc_column][/vc_row][vc_row full_width=”stretch_row” content_placement=”middle” lg_spacing=”padding_top:120;padding_bottom:120″][vc_column][tm_heading tag=”h4″ custom_google_font=”” google_fonts=”font_family:Poppins%3A300%2Cregular%2C500%2C600%2C700|font_style:700%20bold%20regular%3A700%3Anormal” align=”center” text=”Online beslenme danışmanlığı hizmetimizle dünyanın her yerine hizmet vermekteyiz”][/vc_column][/vc_row][vc_row full_width=”stretch_row”][vc_column][vc_row_inner][vc_column_inner][tm_spacer size=”lg:30″][tm_heading custom_google_font=”” align=”center” text=”Online Danışmanlık Süreci Nasıl İlerler?”][tm_spacer size=”lg:30″][/vc_column_inner][/vc_row_inner][vc_row_inner][vc_column_inner width=”1/3″][tm_box_icon style=”2″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-solid fa-1″ heading=”Adım 1: Ücretsiz Ön Görüşme” text=”Hizmet almak istediğiniz konuyla ilgili olarak Dyt. Esma Kılıç ile online bir ön görüşme gerçekleştirebilirsiniz. Bu görüşmede diyetisyen tarafından detaylı bir anamnez alınır ve sürecin planlaması yapılır. Planlamaya ve sürece dair aklınızdaki tüm sorular bu aşamada yanıtlanır. Görüşme online olarak gerçekleştirilir ve yaklaşık 30 dakika sürer.” items=”%5B%7B%7D%5D”][/vc_column_inner][vc_column_inner width=”1/3″][tm_box_icon style=”2″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-solid fa-2″ heading=”Adım 2: İlk Randevu” text=”Bu aşamada, kişinin ayrıntılı anamnezi değerlendirilerek ihtiyaçlarına özel tıbbi beslenme yaklaşımı planlanır. Seans süresi ortalama 40 dakikadır.” items=”%5B%7B%7D%5D”][/vc_column_inner][vc_column_inner width=”1/3″][tm_box_icon style=”2″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-solid fa-3″ heading=”Adım 3: Haftalık Takip Görüşmeleri” text=”Belirlenen tıbbi beslenme yaklaşımı doğrultusunda haftalık seanslara düzenli olarak katılımınız beklenir. planlama süreci her birey için farklılık gösterebilir. Haftalık görüşmelerin süresi ortalama 40 dakikadır.” items=”%5B%7B%7D%5D”][/vc_column_inner][/vc_row_inner][/vc_column][/vc_row][vc_row full_width=”stretch_row” background_color=”custom” lg_spacing=”padding_top:115;padding_bottom:115″ custom_background_color=”#f7f7f7″][vc_column][tm_heading custom_google_font=”” text_transform=”uppercase” align=”center” text_color=”custom” custom_text_color=”#7a8a9e” text=”Blog Yazıları” font_size=”lg:14″ letter_spacing=”3px”][tm_spacer size=”lg:25″][tm_heading custom_google_font=”” align=”center” text=”Bilimsel, kanıta dayalı ve güncel” max_width=”770px” font_size=”lg:36″][tm_spacer size=”lg:30″][tm_heading tag=”div” custom_google_font=”” align=”center” text=”Beslenme bilimlerinde güncel ve kanıta dayalı bilgiler için blog yazılarımızı inceleyebilirsiniz.” font_size=”lg:18″ max_width=”770px”][tm_spacer size=”lg:70″][tm_blog style=”carousel_01″ carousel_gutter=”30″ number=”3″ carousel_auto_play=”3000″ carousel_items_display=”xs:1;sm:2;md:3;lg:3″][tm_spacer size=”lg:70″][/vc_column][/vc_row][vc_row full_width=”stretch_row_content_no_spaces”][vc_column][tm_testimonial style=”7″ number=”9″ auto_play=”5000″ carousel_gutter=”lg:30″ carousel_items_display=”xs:1;lg:1″ taxonomies=”testimonial_category:fullwidth”][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column][/vc_column][/vc_row] - [Danışmanlık Paketleri](https://esmakilic.com/danismanlik-paketleri/): [vc_row full_width=”stretch_row” background_color=”custom” lg_spacing=”padding_top:152;padding_bottom:90″ custom_background_color=”#f7f7f7″ background_image=”1428″ gutter=”lg:0″][vc_column][tm_heading custom_google_font=”” text=”Danışmanlık Paketleri”][tm_spacer size=”lg:30″][vc_column_text] Biyokimyasal kan değerleri ve detaylı klinik değerlendirmeden sonra kişiye özel uygulanabilir ve sürdürülebilir beslenme ve diyet planı hazırlanmaktadır. [/vc_column_text][tm_spacer size=”lg:100″][vc_separator][tm_pricing_group][tm_pricing style=”3″ currency=”” period=”” border_color=”primary” items=”%5B%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Toplam%204%20seans%22%7D%2C%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Haftal%C4%B1k%20de%C4%9Ferlendirme%2C%20takip%22%7D%2C%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Hafta%20i%C3%A7i%20her%20g%C3%BCn%20diyetisyene%20ula%C5%9Fabilme%20imkan%C4%B1%22%7D%5D” title=”Sağlıklı Beslenmeye Başlangıç” price=”Biyokimyasal kan değerleri ve detaylı klinik değerlendirmeden sonra kişiye özel uygulanabilir ve sürdürülebilir beslenme ve diyet planı hazırlanmaktadır.” button=”url:https%3A%2F%2Fesmakilic.com%2Filetisim%2F|title:HEMEN%20BA%C5%9ELA” desc=”Aylık Beslenme ve Diyet Danışmanlığı/Tıbbi Beslenme Tedavisi”][tm_pricing style=”3″ featured=”1″ currency=”” period=”” border_color=”primary” items=”%5B%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Toplam%2012%20seans%22%7D%2C%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Haftal%C4%B1k%20de%C4%9Ferlendirme%2Ctakip%22%7D%2C%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Hafta%20i%C3%A7i%20her%20g%C3%BCn%20diyetisyene%20ula%C5%9Fabilme%20imkan%C4%B1%22%7D%5D” title=”Düzenli Sağlıklı Beslenme” button=”url:https%3A%2F%2Fesmakilic.com%2Filetisim%2F|title:HEMEN%20BA%C5%9ELA|target:_blank” desc=”3 Aylık Beslenme ve Diyet Danışmanlığı/Tıbbi Beslenme Tedavisi”][tm_pricing style=”3″ currency=”” period=”” border_color=”primary” items=”%5B%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Toplam%2024%20seans%22%7D%2C%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Haftal%C4%B1k%20de%C4%9Ferlendirme%2C%20takip%22%7D%2C%7B%22icon%22%3A%22ion-checkmark-round%22%2C%22text%22%3A%22Hafta%20i%C3%A7i%20her%20g%C3%BCn%20diyetisyene%20ula%C5%9Fabilme%20imkan%C4%B1%22%7D%5D” title=”Sağlıklı Beslenmeye Alışma” button=”url:https%3A%2F%2Fesmakilic.com%2Filetisim%2F|title:HEMEN%20BA%C5%9ELA” desc=”6 Aylık Beslenme ve Diyet Danışmanlığı/Tıbbi Beslenme Tedavisi”][/tm_pricing_group][vc_column_text] Dyt. Esma Kılıç pandemi döneminde yalnızca çevrim içi danışan kabul etmektedir. Çevrim içi seanslar tercihe göre Zoom, Google Meet, Whatsapp üzerinden gerçekleşmektedir. [/vc_column_text][/vc_column][/vc_row] - [Danışan Hikayeleri](https://esmakilic.com/danisan-hikayeleri/): Hikayeni paylaş - [İletişim](https://esmakilic.com/iletisim/): [vc_row lg_spacing=”padding_top:120;padding_bottom:60″][vc_column][tm_heading custom_google_font=”” align=”center” text=”Ücretsiz Ön Görüşme ve Randevu için İletişime Geçin” font_size=”lg:36″][tm_spacer size=”lg:20″][tm_heading tag=”div” custom_google_font=”” align=”center” text=”Aşağıdaki iletişim formunu doldurarak bize ulaşabilirsiniz. En kısa sürede size ulaşacağız.” font_size=”lg:18″ max_width=”770px”][tm_spacer size=”lg:80″][vc_row_inner][vc_column_inner offset=”vc_col-lg-4″][tm_box_icon style=”3″ custom_border_color=”#d4d2d2″ border_style=”dashed” image=”2578″ heading=”Online Beslenme ve Diyet Danışmanlığı” text=”Türkçe, Arapça ve İngilizce danışmanlık verilmektedir.” button=”|||” lg_spacing=”margin_bottom:30;border_bottom:1;padding_bottom:30″][tm_box_icon style=”3″ custom_border_color=”#d4d2d2″ border_style=”dashed” image=”1590″ heading=”İletişim & Randevu Hattı” text=”(+90) 551 009 91 74″ button=”|||” lg_spacing=”margin_bottom:30;border_bottom:1;padding_bottom:30″][tm_box_icon style=”3″ custom_border_color=”#d4d2d2″ border_style=”dashed” image=”1589″ heading=”E-Posta” text=”bilgi@esmakilic.com” button=”|||”][tm_spacer size=”lg:60″][/vc_column_inner][vc_column_inner offset=”vc_col-lg-8″][tm_contact_form_7 id=”805″][tm_heading tag=”div” custom_google_font=”” font_style=”italic” align=”center” text=”E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır.” css=”.vc_custom_1638543729645{margin-top: 20px !important;}”][tm_spacer size=”lg:60″][/vc_column_inner][/vc_row_inner][/vc_column][/vc_row] - [Sık Sorulan Sorular](https://esmakilic.com/sik-sorulan-sorular/): [vc_row full_width=”stretch_row” background_color=”custom” lg_spacing=”padding_top:150;padding_bottom:120″ custom_background_color=”#f7f7f7″][vc_column][vc_row_inner][vc_column_inner offset=”vc_col-md-offset-2 vc_col-md-8″][tm_icon icon_type=”icomoon” icon_icomoon=”icomoon-chat-1″ align=”center” icon_color=”primary” font_size=”lg:66″][tm_spacer size=”lg:14″][tm_heading custom_google_font=”” align=”center” text=”Sık Sorulan Sorular” font_size=”lg:36″][tm_spacer size=”lg:20″][tm_heading tag=”div” custom_google_font=”” align=”center” text=”Danışanlarımızın bizlere sıkça sorduğu bazı sorulara aşağıda yanıt verdik. Herhangi bir başka sorunuz için bize ulaşabilirsiniz. ” font_size=”lg:18″][tm_spacer size=”lg:70″][/vc_column_inner][/vc_row_inner][tm_accordion style=”3″ auto_number_style=”1″ items=”%5B%7B%22title%22%3A%22Bir%20ayda%20en%20fazla%20ka%C3%A7%20kilo%20verebilirim%3F%22%2C%22content%22%3A%22Obez%20ve%20y%C3%BCksek%20kilolu%20bireylerde%20haftal%C4%B1k%20%C3%B6nerilen%20kilo%20kayb%C4%B1%20bilimsel%20olarak%200.5-1.0%5Cnkg%20kadard%C4%B1r.%20H%C4%B1zl%C4%B1%20a%C4%9F%C4%B1rl%C4%B1k%20kayb%C4%B1%20yorgunluk%2C%20sinirlilik%2C%20kab%C4%B1zl%C4%B1k%2C%20deride%20kuruluk%2C%20sa%C3%A7larda%5Cnincelme%20ve%20menstrasyon%20d%C3%B6ng%C3%BCs%C3%BCnde%20aksamaya%20ya%20da%20kesilmeye%20sebep%20olabilir.%20Kilo%5Cnkayb%C4%B1%20s%C3%BCresince%20ki%C5%9Finin%20sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1n%C4%B1n%20korunmas%C4%B1%20ve%20iyile%C5%9Ftirilmesi%20hedeflenmelidir.%5CnYap%C4%B1lan%20%C3%A7al%C4%B1%C5%9Fmalarda%20h%C4%B1zla%20verilen%20kilolar%C4%B1n%20daha%20sonra%20tekrar%20kolayl%C4%B1kla%20al%C4%B1nabilece%C4%9Fi%5Cng%C3%B6sterilmektedir.%22%7D%2C%7B%22title%22%3A%22Hamileyken%20diyet%20yapabilir%20miyim%3F%22%2C%22content%22%3A%22S%C4%B1kl%C4%B1kla%20bilinenin%20aksine%20diyet%2C%20olduk%C3%A7a%20k%C4%B1s%C4%B1tl%C4%B1%20ve%20yaln%C4%B1zca%20kilo%20verimini%20hedefleyen%20bir%5Cnbeslenme%20d%C3%BCzeni%20de%C4%9Fildir.%20Diyet%2C%20v%C3%BCcudun%20ihtiyac%C4%B1na%20g%C3%B6re%20sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20ve%20yeterli%5Cnbeslenmeyi%20hedefler.%20Hamilelik%20s%C3%BCrecinde%20annenin%20ve%20bebe%C4%9Fin%20ihtiya%C3%A7lar%C4%B1na%20g%C3%B6re%5Cnbelirlenen%20bir%20beslenme%20d%C3%BCzeni%20hem%20anne%20hem%20de%20bebe%C4%9Fin%20sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20a%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan%20olduk%C3%A7a%5Cn%C3%B6nemlidir.%20Bu%20s%C3%BCre%C3%A7te%20v%C3%BCcudunun%20ve%20bebe%C4%9Fin%20ihtiya%C3%A7lar%C4%B1na%20g%C3%B6re%20beslenen%20gebelerin%5Cn%C3%A7ocuklar%C4%B1n%C4%B1n%20daha%20sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20bir%20%C5%9Fekilde%20d%C3%BCnyaya%20geldi%C4%9Fi%20ve%20ya%C5%9Fam%20boyu%20daha%20sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20bir%5Cnhayat%20s%C3%BCrd%C3%BCrd%C3%BC%C4%9F%C3%BC%20bildirilmektedir.%22%7D%2C%7B%22title%22%3A%22Hamilelik%20d%C3%B6neminde%20kilo%20kayb%C4%B1%20%C3%B6nerilir%20mi%3F%22%2C%22content%22%3A%22Annenin%20kilo%20durumuna%20g%C3%B6re%20gebeli%C4%9Fin%20ilk%20%C3%BC%C3%A7%20ay%C4%B1nda%20a%C4%9F%C4%B1rl%C4%B1k%20kayb%C4%B1%20g%C3%B6r%C3%BClebilir.%20Fakat%5Cnsonraki%20aylarda%20anne%20ve%20bebe%C4%9Fin%20de%20ihtiya%C3%A7lar%C4%B1%20g%C3%B6z%20%C3%B6n%C3%BCnde%20bulundurularak%20kilo%20kayb%C4%B1%5Cn%C3%B6nerilmemektedir.%20Hamilelik%20d%C3%B6nemi%20boyunca%20uygun%20bir%20kilo%20kazan%C4%B1m%C4%B1%20i%C3%A7in%20uzman%5Cndeste%C4%9Fi%20al%C4%B1nabilir.%22%7D%2C%7B%22title%22%3A%22Zay%C4%B1flama%20%C3%A7aylar%C4%B1%20ve%20detokslar%20zay%C4%B1flamaya%20yard%C4%B1mc%C4%B1%20olur%20mu%3F%22%2C%22content%22%3A%22Kilo%20y%C3%B6netimi%20s%C3%BCrecinde%20as%C4%B1l%20ama%C3%A7%20sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20iyile%C5%9Ftirmektir.%20Zay%C4%B1flama%20%C3%A7aylar%C4%B1n%C4%B1n%20kilo%5Cnverimi%20%C3%BCzerinde%20etkisi%20kan%C4%B1tlanmam%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r.%20Bilimsel%20verilere%20g%C3%B6re%20%C3%A7o%C4%9Fu%20zay%C4%B1flama%20%C3%A7ay%C4%B1%5Cnkaraci%C4%9Fere%20zarar%20vererek%20sa%C4%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20tehdit%20etmektedir.%5CnV%C3%BCcudun%20detoksifikasyonu%20i%C3%A7in%20sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20bir%20karaci%C4%9Fere%20ve%20sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20b%C3%B6breklere%20ihtiya%C3%A7%5Cnduyar%C4%B1z.%20Bunlar%C4%B1n%20sa%C4%9Flanmas%C4%B1%20d%C4%B1%C5%9F%C4%B1nda%20yap%C4%B1lan%20detokslar%C4%B1n%20hi%C3%A7biri%20sa%C4%9Fl%C4%B1k%20i%C3%A7in%20faydal%C4%B1%5Cnde%C4%9Fildir.%20Kilo%20verimi%20i%C3%A7in%20en%20do%C4%9Fru%20y%C3%B6ntem%20sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20ve%20dengeli%20bir%20beslenme%20modelini%5Cnya%C5%9Fam%20tarz%C4%B1na%20d%C3%B6n%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCrmektir.%20Bu%20da%20ancak%20uzun%20s%C3%BCreli%20bir%20m%C3%BCdahale%20ile%20m%C3%BCmk%C3%BCn%5Cnolabilir.%22%7D%2C%7B%22title%22%3A%22A%C3%A7%20kalmadan%20diyet%20yapmak%20m%C3%BCmk%C3%BCn%20m%C3%BC%3F%22%2C%22content%22%3A%22T%C4%B1bbi%20beslenme%20tedavisi%20ki%C5%9Fiye%20%C3%B6zel%20olarak%20sa%C4%9Fl%C4%B1kl%C4%B1%20ve%20dengeli%20bir%20beslenme%20modelini%5Cni%C3%A7erir.%20Diyet%20listeleri%20bireyin%20enerji%20ve%20besin%20ihtiyac%C4%B1na%20g%C3%B6re%20haz%C4%B1rlanmaktad%C4%B1r.%20Kalori%5Cna%C3%A7%C4%B1s%C4%B1ndan%20k%C4%B1s%C4%B1tl%C4%B1%20diyetler%20kilo%20veriminde%20%C3%B6nerilmemektedir.%20Do%C4%9Fru%20bir%20beslenme%5Cntedavisinde%20a%C3%A7%20kalmadan%20zay%C4%B1flamak%20m%C3%BCmk%C3%BCnd%C3%BCr.%22%7D%5D”][/vc_column][/vc_row] - [Hakkında](https://esmakilic.com/hakkinda/): [vc_row][vc_column][vc_row_inner][vc_column_inner][tm_spacer size=”lg:70″][tm_heading custom_google_font=”” align=”center” text=”Esma Kılıç Hakkında” font_size=”lg:36″][tm_spacer size=”lg:20″][tm_heading tag=”div” custom_google_font=”” align=”center” text=”Uluslararası düzeyde geniş bir danışan ağına sahip olan Kılıç, pandemi sonrası tüm danışanlarını çevrimiçi olarak kabul etmeye başlamıştır.” font_size=”lg:16″][tm_spacer size=”lg:70″][/vc_column_inner][/vc_row_inner][vc_row_inner][vc_column_inner width=”1/2″][vc_column_text]Esma Kılıç, İstanbul Medipol Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü’nden mezun olmuştur. Lisans eğitimi süresince, bitirme stajlarının bir kısmını Almanya’da, iki farklı dönemde “DRK Kliniken Berlin” bünyesinde diyabet alanında tamamlamıştır. Lisans bitirme tezini ise Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nin kemoterapi biriminde, onkoloji üzerine gerçekleştirmiştir. Hazırladığı tez çalışması, Acıbadem Üniversitesi 8. Ulusal Sağlıklı Yaşam Kongresi’nde sözlü bildiri olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, 2. İstanbul Ulusal Beslenme ve Diyetetik Kongresi’nde sunduğu “Çocuk ve Yetişkin Non-Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalarında Antropometrik Ölçümlerin Önemi” başlıklı bildirisi, kongre heyeti tarafından ödüle layık görülmüştür. Ulusal ve uluslararası birçok kongre ve konferansta aktif olarak konuşmacı ya da katılımcı olarak yer almıştır. Almanya’daki çalışmalarının ardından Türkiye’ye döner dönmez Beslenme ve Diyetetik Araştırma Topluluğu (BEDİAT)’nu kurarak bilimsel çalışmalara öncülük etmiştir. Aynı zamanda İstanbul Nişantaşı ve Bağdat Caddesi’nde iki farklı klinikte profesyonel kariyerine devam etmiştir. Bu süreçte; kilo yönetimi, obezite, diyabet, onkoloji, metabolizma hastalıkları ve pediatri gibi birçok alanda hem yüz yüze hem de çevrimiçi danışmanlık hizmeti vermiştir. Özellikle glikojen depo hastalığı olan çocuklarla çalışarak, metabolizma hastalıkları alanında gönüllü destek faaliyetlerini sürdürmüştür. Covid-19 pandemisi döneminde de gönüllülük anlayışından ödün vermeyerek, birçok hastaya çevrimiçi beslenme danışmanlığı sağlamıştır. 2022-2023 yılları arasında Fatih Bezmialem Vakıf Üniversitesi Gastroenteroloji Bölümü’nde araştırmacı olarak görev almıştır. Uluslararası düzeyde geniş bir danışan ağına sahip olan Kılıç, pandemi sonrası tüm danışanlarını çevrimiçi olarak kabul etmeye başlamıştır. Aynı zamanda, Avusturya’da yayımlanan Yeni Hareket Gazetesi’nde beslenme bilimi üzerine köşe yazıları yazmakta; kurucusu olduğu BEDİAT’ın başkanlık görevini ise aktif olarak sürdürmektedir.[/vc_column_text][/vc_column_inner][vc_column_inner width=”1/2″ lg_spacing=”margin_top:0″][tm_image align=”center” md_align=”center” sm_align=”center” xs_align=”center” image=”3332″ sm_spacing=”padding_top:0″ xs_spacing=”padding_top:0″][/vc_column_inner][/vc_row_inner][/vc_column][/vc_row][vc_row lg_spacing=”margin_top:-70;padding_bottom:110″ xs_spacing=”margin_top:-52″ sm_spacing=”margin_top:-71″][vc_column][tm_spacer size=”lg:70″][vc_tta_tabs][vc_tta_section title=”Kongreler ve Konferanslar” tab_id=”1539919655042-ebb89460-a4dc”][vc_row_inner gutter=”xs:30;sm:50;md:70;lg:100″][vc_column_inner width=”1/2″][tm_heading custom_google_font=”” text=”Dyt. Esma Kılıç, eğitim ve meslek hayatı boyunca pek çok ulusal/uluslararası kongre ve konferansa katılmıştır.” font_size=”lg:18″][tm_spacer size=”lg:20″][vc_column_text]2024 ISGM 1st International School of Gut Microbiota in Digestive Diseases 2024 Endiets Webinar Certificate- Covid-19 and Diet quality: What have we learned? 2023 Cherie Blair Foundation For Women, Mentoring Women in Business Programme 2023 Stanford University- Coursera – Stanford Introduction to Food and Health 2021 The Lancet Series on Women’s and Children’s Health in Conflict Settings 2020 ILSI 2020 Europe e-Annual Symposium 2019 Istanbul Bariatrics Conference 2019 8. National Healthy Life Congress 2019 Pediatric Metabolism Illness Nutrition Conference 2018 2. BESVAK Prof. Dr. Ayse Baysal Nutirtion Days, Obesity Innovations Course 2018 Ministry of Health Euroasia International Health Life and Natural Nutrition Summit 2018 1. International Health Sciences and Life Congress 2018 Nutrigenetic Symposium, Nutrition Support and Nutrigenetic 2018 Dietetic Course for Pregnancy and Lactation Period 2017 Oncology ve Nutrition Symposium, Turkish Association of Dieticians Trainings 2017 2. Istanbul National Nutrition and Dietetics Congress 2017 Food and Cancer Seminar 2017 6. National Healthy Life Sympopsium 1. Nutrition and Sport for Life Congress 2017 Bariatric Surgical ve Dieticians’ Positions Training 2017 Fermented Food in Traditional Turkish Kitchen Symposium 2017 1. Diabetes Technology Symposium 2016 Molecular Nutrition Symposium 2016 Izmir Katip Celebi University, Nutrition and Health Intertwined Symposium 2.Istanbul National Nutrition and Dietetic Congress,Poster Statement, Third Prize[/vc_column_text][/vc_column_inner][vc_column_inner width=”1/2″][tm_image image=”3032″][/vc_column_inner][/vc_row_inner][/vc_tta_section][vc_tta_section title=”Bildiri ve Makaleler” tab_id=”1539919654992-5e2819df-aee8″][vc_row_inner][vc_column_inner width=”1/2″][tm_heading custom_google_font=”” text=”Kongre Sözlü Bildirileri”][tm_spacer size=”lg:30″][vc_column_text] 2019 0-12 Aylık Sağlıklı Bebeklerde Ek Gıdaya Geçiş Durumunun İncelenmesi 2. Uluslararası Sağlık Bilimleri ve Yaşam  Kongresi 2019 Böbrek Nakli Olan Diyabetiklerin Beslenme Durumları ve Kan Glikoz Seviyelerinin İncelenmesi 2. Uluslararası Sağlık Bilimleri ve Yaşam Kongresi 2019 Kemoterapi Tedavisi Alan Onkoloji Hastalarında Malnütrisyonun Belirlenmesi ve Enteral Ürün Kullanım Durumunun Değerlendirilmesi 8. Ulusal Sağlıklı Yaşam Kongresi 2018 Süt ve Süt Ürünlerinde Gıda Güvenliği Sağlık Bakanlığı Avrasya Uluslararası Doğal Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Zirvesi 2018 Akılcı Beslenmenin (Mindful Eating) Kilo Kontrolü ve Obezite Üzerine Etkileri Sağlık Bakanlığı Avrasya Uluslararası Doğal Beslenme ve Sağlıklı Yaşam Zirvesi 2018 Yüksek Proteinli Diyetlerin Vücut Sağlığı Üzerine Etkileri, 1. Uluslararası Sağlık Bilimleri ve Yaşam Kongresi [/vc_column_text][/vc_column_inner][vc_column_inner width=”1/2″][tm_heading custom_google_font=”” text=”Kongre Poster Bildirileri”][tm_spacer size=”lg:30″][vc_column_text] 2018 Tıbbi Beslenme Tedavisinin Polikistik Over Hastalığı Üzerine Etkiler 1. Uluslararası Sağlık Bilimleri ve Yaşam Kongresi 2017 Çocuk ve Yetişkin Non-Alkolik Yağlı Karaciğer Hastalarında Antropometrik Ölçümlerin Önemi 2.İstanbul Ulusal Beslenme ve Diyetetik Kongresi 2017 Tıbbi Beslenme Tedavisinin Diabetes Mellitus Hastalığı Üzerine Etkileri 6. Ulusal Sağlıklı Yaşam Sempozyumu 1. Yaşam İçin Beslenme ve Spor Kongresi [/vc_column_text][tm_spacer size=”lg:30″][tm_heading custom_google_font=”” text=”Dergi Makalesi”][vc_column_text] 2019 Effects of Medical Nutritional Treatment on Polycystic Over Syndrome, Turkish Journal of Health Science and Life (Okumak için tıklayınız) [/vc_column_text][/vc_column_inner][/vc_row_inner][/vc_tta_section][/vc_tta_tabs][/vc_column][/vc_row] - [Hizmetler](https://esmakilic.com/hizmetler/): [vc_row][vc_column][tm_spacer size=”lg:30″][tm_heading custom_google_font=”” align=”center” text=”Online Danışmanlık Süreci Nasıl İlerler?”][tm_spacer size=”lg:30″][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column offset=”vc_col-lg-4″][tm_box_icon style=”2″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-solid fa-1″ heading=”Adım 1: Ücretsiz Ön Görüşme” text=”Hizmet almak istediğiniz konuyla ilgili olarak Dyt. Esma Kılıç ile online bir ön görüşme gerçekleştirebilirsiniz. Bu görüşmede diyetisyen tarafından detaylı bir anamnez alınır ve sürecin planlaması yapılır. Yaklaşıma ve sürece dair aklınızdaki tüm sorular bu aşamada yanıtlanır. Görüşme online olarak gerçekleştirilir ve yaklaşık 30 dakika sürer.” items=”%5B%7B%7D%5D”][/vc_column][vc_column offset=”vc_col-lg-4″][tm_box_icon style=”2″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-solid fa-2″ heading=”Adım 2: İlk Randevu” text=”Bu aşamada, kişinin ayrıntılı anamnezi değerlendirilerek ihtiyaçlarına özel tıbbi beslenme yaklaşımı planlanır. Seans süresi ortalama 40 dakikadır.” items=”%5B%7B%7D%5D”][/vc_column][vc_column offset=”vc_col-lg-4″][tm_box_icon style=”2″ icon_type=”fontawesome5″ icon_fontawesome5=”fa-solid fa-3″ heading=”Adım 3: Haftalık Takip Görüşmeleri” text=”Belirlenen tıbbi beslenme yaklaşımı doğrultusunda haftalık seanslara düzenli olarak katılımınız beklenir. Yaklaşım süreci her birey için farklılık gösterebilir. Haftalık görüşmelerin süresi ortalama 40 dakikadır.” items=”%5B%7B%7D%5D”][/vc_column][/vc_row][vc_row full_width=”stretch_row” lg_spacing=”padding_top:140″][vc_column][vc_row_inner gutter=”xs:30;sm:50;md:80;lg:100″][vc_column_inner width=”1/2″][tm_heading custom_google_font=”” text=”Bilgi almak istediğiniz tüm hizmetlere aşağıdan erişebilirsiniz.” font_size=”lg:36″ line_height=”46px”][tm_spacer size=”lg:30″][/vc_column_inner][vc_column_inner width=”1/2″][/vc_column_inner][/vc_row_inner][tm_spacer size=”lg:40″][vc_basic_grid post_type=”service” max_items=”-1″ item=”3481″ grid_id=”vc_gid:1745486398106-25bc87e2f45cef94c91b1ce8d6aab0db-8″][tm_spacer size=”lg:110″][/vc_column][/vc_row][vc_row full_width=”stretch_row” background_color=”custom” lg_spacing=”padding_top:110;padding_bottom:50″ gutter=”sm:30;md:50;lg:70″ custom_background_color=”#ebf5f5″][vc_column offset=”vc_col-lg-4″][tm_heading custom_google_font=”” text=”Detaylı Bilgi Almak İster misiniz?” font_size=”lg:36″][tm_spacer size=”lg:30″][tm_heading tag=”div” custom_google_font=”” text=”Ücretsiz ön görüşme için formu doldurup bizimle iletişime geçebilirsiniz.” font_size=”lg:18″][tm_spacer size=”lg:60″][/vc_column][vc_column offset=”vc_col-lg-8″][tm_contact_form_7 id=”414″ style=”03″][tm_spacer size=”lg:60″][/vc_column][/vc_row] - [Blog](https://esmakilic.com/blog/) ## Optional - [Agent (MCP protocol)](websites-agents.hostinger.com/esmakilic.com/mcp) [comment]: # (Generated by Hostinger Tools Plugin)